AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap



Legend Of Magic'e hoşgeldiniz! Sizleri aramızda görmekten çok memnunuz. Sitemiz bilindiği gibi bir rol oyunu sitesidir. Karakterinizi yaratmanızın ardından aramızda rol oyunu yapabilirsiniz. Sitemizin kurgusu ve sistemleri tarafımızca hazırlanmıştır. Her türlü sorununuzda bize ulaşmanız ve eğlenceli dakikalar geçirmeniz dileği ile.

LoM Yönetimi Sihirli Günler Diler.





















00 | 00 | 00 | 00





Paylaş | 
 

 ClementineCrandal.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Clementine Crandal
Gelecek Postası Baş Editörü
Gelecek Postası Baş Editörü
avatar

Mesaj Sayısı : 2
Kayıt tarihi : 29/11/10

MesajKonu: ClementineCrandal.   Ptsi Kas. 29, 2010 8:18 pm

In a cavern, in a canyon excavatin' for a mine.. Dwelt a miner forty-niner and his daughter Clementine.
İnsanın bir sürü arkadaşı olur. Bir sürü dostu hatta. Ama bir kaç tane kardeşi vardır. Ve Adelaide Audrinas benim kardeş listemde kesinlikle yer alıyor. Şu zamanlarda morale fazlasıyla ihtiyaç duyduğum doğru. Ancak bu halde olduğumu hissettirmeden bana moral verebilen çok az insan var hayatımda. Ada bu listede de var. Onun olmadığı pek az liste var zaten hayatımda. Ah bu arada. Ne listesi ya.. Ben hiç o kadar düzenli biri olmadım ki. Bunlar varsayım olabilir ancak. Böyle listeler olsaydı falan. Kendi kendine konuşmak şizofrenlik belirtisidir. Öff salaklaşıyorum günden güne. Bunun nedeni alkol ve yüksek sesli müzik belki de.. Ne diyordum? Ah evet.. Ada.. O canım sıkkınken sadece 'naber' diye mesaj attığımda bile kısa bir konuşma yardığımıyla kahkahalar attırabilen biri. Ve bu aralar öyle insanlara çok ihtiyacım var. Yani Ada benim için sadece dost değil yaşamaya devam edebilmem için bir ihtiyaç görevinde.. Bu yüzden bu gece daha dışarı çıkarken olan her şeyden uzaklaşabileceğimi biliyordum. Bir gece için gülmeyi tekrar hatırlayabileceğimden de kesinlikle emindim.
Oh, my darling, oh, my darling Oh, my darling, Clementine You are lost and gone forever Dreadful sorry Clementine..
Müzik ona rağmen rahatsız ediyor beni. Alkolün beynime olan etkisi duyularımı köreltse de müzik gittikçe baş ağrısına neden oluyor bende.. Gerçi yanımdayken unutuyorum sesi, ağrıyı. Siliniyor her şey. Ama bir yakışıklı bulup kucağına gittiğinde geri geliyor rahatsızlığım. Bu yüzden sürekli uzak tutuyorum onu zevkle sarıldığı kollardan. Onu çekip çıkarıyorum buradan. Müzik ruhun gıdası derler ama bu gece gıda zehirlenmesinden ölecek durumdayım. Koluna girip sürüklüyorum kapıya doğru. Sadece birkaç saniye için yanımdan tekrar uzaklaştığında ortamda kalmaya çalışmadığını farkediyorum. Elinde iki şişeyle en şirin gülümsemesini takınıyor. Bu haline gülmemek elde değil. Alkolizme giden yolda striptiz yapan benim aksime Ada'nın özenle çizilmiş dudaklarına nadiren alkol değer. Gerçi bu kimseyi rahatsız etmez. Normalde içki dolu havuzlarda yaşayan yakanın insanları bile o içmek istemiyorum dediğinde bunu doğal karşılarlar. Öyle bir güzelliği vardır ki insana işleyen içkiyle kirletmesine dayanamaz elinden alıverirsiniz kadehini. Ada biri için dünyaya gönderilecek en güzel melektir aslında. Bu kavramı bedeninde yaşatan en güzel şeydir.
Soft she was and like a fairy And her shoes were number nine Herring boxes without topses Were the shoes for Clementine.
Ah yüzüne baktıkça ondan sakladığım gerçek dudaklarıma batıyor. O güvenebileceğim en güzel şeylerden aslında. Ve hala yanımda. Ve gitmedi. Ve gitmeyecek.. Elimi uzattığımda parmaklarım hep o güneşin ışıltılarını taşıyan saçlarına değecek. O hep bana en yakın yerlerde olacak. O hep beni koruyan insanlarla birlikte çevremi saran parlak güvenlik kalkanım olacak.. Buna rağmen kendime bile itiraf ederken iğrendiğim bir sırrım var ve onun zihnine bunun lekesinin sıçramasını istemiyorum.. Bir gün anlatacağıma eminim ama. Bir gün her şey daha katlanılabilir olduğunda özürlerimle birlikte önüne sereceğim bu saçma pembe dizi kılıklı ilişkiyi.. O zaman yine beni geri kabul edeceğinin bilincindeyim.. Yoksa utancımdan kahrolurum zaten..
Oh, my darling, oh, my darling Oh, my darling, Clementine You are lost and gone forever Dreadful sorry Clementine..
Taşırcasına kucağımda çıkarıyorum onu. Gece asil nefesini üflüyor saçlarımıza. Ben ne kadar sakin durabiliyorsam Ada kucağıma o kadar yığılmış durumda. Dudaklarından adım dökülünce kafamı çeviriyorum ama benden uzak bile denebilir o anda. Sadece bir şarkı mırıldanıyor adımı taşıyan.. Rüzgarla birlikte biraz daha iyi durumda.. Daha bir kontrol edebilir hale geliyor vücudunu. Ama her ihtimale karşı parmaklarım hala onun kolunda.. O da bir neşe tonuyla kolunu omzuma sarıp bağırıyor sokağa.. Hıçkırıkları sayesinde melodik bir ritimle dans ediyor sözcükleri. Söylediklerinin bana yöneldiğini farkedince alkolün dağıttığı dikkatimi onda toplamaya çalışıyorum.. Adıma yazılan şarkılar.. Adımı güzel yapan onlar zaten.. Benim favorim her şeye rağmen Connie Francis tarafından seslendirilen 'Oh My Darling Clementine..' ama.. Pek çok insan hayatının bir döneminde başka bir ismi daha çekici bulmuşken ben hep adımın güzelliğini savunurdum.. Özeldir çünkü.. Ve özel kalacak..
She drove ducklings to the water Every morning just at nine Hit her foot against a splinter Fell into the foaming brine.
Bir kaldırıma oturduğunda zor toparladığım gücümü de kendiyle beraber aşağı çekiyor. "Hadi Ada! Burada oturma.. Gel!" Zorla tekrar kaldırıp olduğu yerden stadyumu geçtikten sonra ilerideki ağaçlık alana sürüklüyorum onu. Burası gece pikniklerinin vaz geçilmez yeri. Pazar günleri iyi aile numaraları yapan insanların oturmaya geldiği bir yer. Burası barlarla, koca binalarla, demir yığınlarıyla örülü yaşam alanımıza yeşilin en güzel tonlarını katan yer.. Gece sulanmaya devam eden çimlerin arasına çöküyoruz. Üstümüz başımız kutsanırcasına sulanıyor ve yıldızlar göz kırpıyor neşemize. Biz birlikteyken çok güzeliz, en güzeliz. Sonunda alkolün beni ele geçirdiğini hissediyorum. Sorumluluğum ortadan kalktı. Arkadaşımı yollardan kaldırıp güvenle uyuyabileceği bir yere ulaştırdım. Burada sızsak bile en fazla haber oluruz. Bu taraflar güvenli.. Hatta fazla güvenli..
Oh, my darling, oh, my darling Oh, my darling, Clementine You are lost and gone forever Dreadful sorry Clementine..
Bana uzattığı şişeyi elime alıp koca bir yudum gönderiyorum boğazımdan aşağıya.. Alkolün yakıcı etkisine rağmen verdiği his tarifsiz mükemmellikte. Elimdeki şişeye bakmayı sonradan akıl edebiliyorum ve bakışlarımı eğiyorum ne içiyorum dercesine.. Grey Goose.. Ah mükemmeel.! Farketmeden ne aldığının bilincinde mi acaba? Bu beni zorlamaz Koskenkorvayla dolup taşıyor kanım uzun zamandır ancak Ada ne hale gelecek merak ediyorum.. Düşüncesi bile komikleşiyor gittikçe ve bir kahkaha patlatıyorum. Bir yudum daha alıyorum ağzıma ve ikinci bir kahkaha. Sesim, sessiz sokakta yankılanıyor.. Kahkaham dünyayı turlasın ve uyuyan kalmasın istiyorum. Ama bu civarda bu saatlerde uyuyan olmaz aslında.. Bir kısmı içkinin, bir kısmı başka insanların koynunda..
Ruby lips above the water Blowing bubbles soft and fine Alas for me he was no swimmer So he lost my Clementine.
Zaman aktıkça alkolün getirdiği bir kahkaha nöbeti sarıyor her yanımı. Bize bakan gece bekçilerine şişemi kadeh kaldırırcasına kaldırıp kalan içkinin yarısını içiveriyorum tek hamlede.. Buralarda içtiği için tutuklanmaz kimse. Bu adamlardan biri çok dağıtırsak bizi eve taşımak zorunda kalacak sadece.. İçtikçe görüntüler bulanıklaşıp netleşiyor gözümün önünde. Ve yüksekte bir ışık çarpıyor gözlerime. Normal bir insanın ne olduğunu hemen anlayacağı ışık bana o an normal değerinden fazla şey ifade ediyor ve nedensizce gülmemi sağlıyor birden bire. Sonra sesimde heyecanlı bir tonla arkadaşıma dönüyorum.. 'Hey Ada! Heeey!' Beni dinlemediği her halinden belli. Oysa o bunu görmeli ve heyecanımı hissedebilmeli. Dikkatini üstüme toplaması için çabaladıktan sonra parmaklarımla ışığı gösteriyorum. ' Bak! Uzaylılar! Bir UFO bizi almaya geldi bence! Buna kimse inanmayacak!' Bu düşüncem o kadar sözcük içinde en mantıklı olanı. Ama o an bu benim için bir şey ifade etmiyor işte. Çocukluğumdan beri doğa üstü şeyleri çok severim ben zaten. Odamın camı yaz kış açık kalırdı Peter Pan rahat girebilsin diye. Doğum günü mumlarımı görünmez olabilme dileğiyle üflerdim. Yatmadan önce uçabilmek için Tanrı'yla pazarlık yapardım. Fazlasıyla meraklıydım.. Ve o çocuğu hala büyütememiş durumdayım kendimle birlikte.. Bu yüzden UFO görme fikri heyecanlandırıyor beni. Evet Uzaylı Falan Olabilir!
Oh, my darling, oh, my darling Oh, my darling, Clementine You are lost and gone forever Dreadful sorry Clementine..
O ışık beni içine çekip götürseydi bu bana sadece huzur verirdi. Öyle parlak, öyle güzel ki. Sanki dokunabilsem elimde pek çok şeyi değiştirme gücüm olacakmış gibi.. Uzayda olma fikri bana fazlasıyla çekici geliyor zaten. Beni de götürsünler istiyorum bir yandan, bir yandan da geride bırakacağım şeyler aklıma gelince bir korku sarıyor bedenimi. Ama o görüntünün mucizesi pek çok şeyi düşünmemi engelliyor aslında. Ada tarafından yapılan açıklamalar rahatlatsa da beni gözlerimi o parlaklıktan ayıramıyorum. Sanki beni içine çekiyormuş gibi. Etrafındaki her şey dönüyor da bir o sabitmiş gibi. Bu çok güzel bir his aslında. Kanımdaki alkol oranı arttıkça daha da ışığa çekiliyormuşum gibi geliyor. Bunun tek bir açıklaması olabilir. ALKOLİK UZAYLILAR! Evet alkolü yönlendirmeyi keşfetmiş olmalılar. Sizi gidi çakallar sizi. Dünya nimetlerinden faydalanmaya niyetlisiniz değil mi? Sizinle iyi anlaşırız çocuklar. Bir an gözümün önünde bir içki masasında uzaylılarla birlikte oturup kafayı bulduğum sahneler beliriyor. Ada'nın yardım isteyen bağırışına kadar ışıktan ayıramadığım gözlerim bu sefer bir başka şeye kilitleniyor.
Kıvırcık saçlı bir çocuk şirin bir gülümsemeyle bize bakıyor. Kıvırcık mı? Ah tanrım! Uzaylıı!! Beynimi okumuşlar! Kıvırcık saçlardan çok hoşlandığımı biliyor olmalılar! Kötü uzaylılar beni ele geçirmeye mi çalışıyor yani. Seni pis akıl okuyucu çocuk seni! Gözlerime bak ve ne olduğunu anladığımı farket! Hey! Çakal! Hoop! Duysana düşüncelerimi! Ah tabii. Anladıım. Ada'ya belli etmemeye çalışıyorsun değil mi? A benim yavruma. Zeki sanıyorsun kendini ama bizi sana kaptırmam! Sahi ben ne kadar içtim bu gece. Bir yerimi kessem saf votka akacak artık heralde. Amaan neyse. Ne diyordum? Kafam karıştı yine. Ada kahramanımız olduğunu sandığı kötü adamın büyüsüne kapılmış olmalı! Kesin bir şey yaptılar ona. Arkadaşımı çözmesini beklemek zorunda kalmayacağımı umuyorum. Güçlü kahraman olduğunu sandığı şeyin fazladan kolları ve iğrenç kokan bir derisi olduğu açığa çıkınca eminim çok şaşıracak. Şimdilik sadece yerde yatıp eğlenmeye devam ediyor. Tehlikede olan ben değilim sensin Ada demek istiyorum ona dönüp. Bu yaratıktan seni koruyacağım! Tam o anda geriye doğru attığım adımlar yüzünden gözüme giren ışık çoğalıyor. Tanrım, olamaz!
"Adaa! Şuraya bak! Oha kaç tane daha parlak küçük uzaylı aracı geldi baak! Bu bi' istila olmalı!"
Ada'da yattığı yerden kafasını kaldırmış bakarken sözde kahraman rolü oynayan uzaylı gülmeye başlıyor. Yanıma gelen Ada'yla birlikte kaç uzay aracı olduğunu çözmeye çalışıyoruz. Bir.. İki.. Beş.. Yedi.. On üç.. Sonra süper kötü kahraman kahkahalarını tutamayıp bizim sorulmamış sorumuzu yanıtlıyor.
"Hayallerinizi yıkmak istemem bayanlar ancak onlar sadece stadyumu çevreleyen ışıklar. Ve sanırım 24 tane var."
Ona bakıp söylediği şeylerin beynimde bir anlam kazanmasını bekliyorum. Stadyum? Işıklar? Bir gülme dalgası karnımdan başlayıp ağzıma kadar yükseliyor. Sanki gülerken kusacakmışım gibi. Ada kendini tekrar yere salıp yerde gülmeye devam ediyor. Gülerken o kadar sarsılıyorum ki yere otursam iyi olacak diye düşündüğüm andan birkaç saniye sonra sendeliyorum ve eski kötü kahraman beni tutuyor. Kıvırcık saçlı çocukla birlikte yere iniş yapıyorum.
"Hey. Gerçekten kurtarıcıymışsın."
Neredeyse kucağında oturduğum çocuğun saçlarına dokunuyorum. Kıvırcık saça karşı hep bir zaafım olmuştur zaten. Ada yattığı yerden tekrar parmak tiyatrosuna başlamış durumda. Hatta bizi canlandırıyor bile olabilir. Ama bu gece hepsinden fazla içmiş olmalıyım ki etrafımda ne olup bittiğini bile algılayamıyorum. Tanrım kendimi alkolde boğacağım bir gün. Parmaklarım hala saçlarındayken beni tutup kendine çektiğini bile çok geç farkediyorum. Burnu burnuma değiyor. Ada'nın sesini duyorum arkamda. 'Gitme Tom! Gidersen çocuklarımızı pişirir yerim!' Tom.. Thomas. Elimde olmadan fısıldıyorum adını. Karşımdaki çocuğun dudaklarına çarpıyor sözcüklerim ve bana geri dönüyor. Hafifçe geri çekilip yüzüme bakıyor.
"Adım Matt."
Bu isim bana bir şey ifade etmiyor. Ben Thomas'ı istiyorum. Ancak ne parmaklarıma değen saçlar ona ait ne de bu onun kokusu. Bir pişmanlık içimde alevleniyor. Onca şeyden sonra onu unutuyor olamam. Onu hala seviyorum çünkü. Bu sadece alkolden. Alkol yüzünden evet! Ve bu adam hala kötü bir uzaylı olabilir. Toparlanıp yana kayıyorum. Elimi saçlarımdan geçirip üstüme başıma bakıyorum telaşla. Sanki bu yaptıklarım boynuma bir kartonla asılacakmışcasına. Sonra kendimi toparlamaya çalışıp tekrar kıvırcık saçlı çocuğa bakıyorum.
"Bence gitsen iyi olacak Darren."
Bana yanlış isim söylediğimi farkettirmek istermiş gibi yüzüme bakıyor. Sanki tekrar düzeltip cümlemi zorla yanımda kalacakmış gibi geliyor ve bu düşünce korkutuyor beni. Çünkü ne bu halde ona karşı koyabilirim ne de yarın aynaya bakabilirim. Oysa sadece başını sallayıp ayağa kalkıyor ve dönüp gidiyor. Bende gidip Ada'nın yanına uzanıyorum. Parmağımı havaya kaldırıp bir şey gösterirmiş gibi uzatıyorum kolumu.
"Bana kalırsa onlar hala uzaylı olabilir Ada."
Daha sonra birlikte birkaç saniye sessizlikten sonra gelen kahkahalardan bırakıyoruz ortaya ve Ada'nın parmak tiyatrosuna yöneltiyorum ilgimi. Kahkahalarım o kadar yükseliyor ki bu hızla gökyüzündeki yıldızlarla dans edebilecek boyuttalar. Ada'nın o güzel yüzü karşımda gülerken ışıltılar saçıyor. O birini güldürmek isterse ona karşı koyamazsınız. Öyle bir ışıltısı, öyle bir kahkaha dalgası vardır etrafında. Ada bir insanın hayatına girdiğine şükredeceği birkaç şeyden biridir. Alkollü olmasaydım, o da alkol etkisiyle bu kadar saçmlamasaydı yine bunları söylerdim. Bana sarhoş olmadığını söylemesi daha fazla gülmek dışında bir etki yaratmadı bende. Şirin yüz ifadesiyle minik burnunu havaya kaldırarak saymaya çalışması hoşuma gitti. Onun yanında olmak uzun zamandır yapmam gereken bir şeydi. Güldüğümde kendisine güldüğümü sandığı için yüz ifadesi değişti. Oysa ben sadece onun şirin davranışlarına değil bu kadar zamandır gülmeyi unutmuş olmanın getirisiyle acı çekerken bu gece bu kadar eğlenebiliyor olmama da gülüyordum kahkahalarla. Ayağa kalktığında olduğum yerden başımı kaldırıp gülerek ona bakmaya başlamıştım. Ta ki sevinç çığlığının ardından gelen acı çığlığa kadar. Benim sevgili arkadaşım, neşe kaynağım birden yere düşüvermişti. Gözlerimin önünde baktığım yerden zemine iniş yapmıştı aniden. Düşüşü bile o alkole rağmen bu kadar zarifken canının yandığını kendi canımda hissedebilmiştim. Adı dudaklarımdan dökülüp onun acısını belli eden inlemesine karıştığında içimdeki korku büyüdü birden. Bir şey olmuş olma ihtimali rahatsız etti beni. Bedenim beynimden çok kalbime itaat etti o anda. Birden kalkıp koşmaya başlayabilmemin nedeni de buydu. Normalde de bunu yapabilirdim belki, ama bu hiç düşünmeden olmuştu. Beni sakinleştirmeye çalışmasının o an bir faydası yoktu. Canı yanmıştı, canım yanmıştı. Daha fazla söylediği hiçbir şey etkilemeyecekti beni. Yanına varıp sıcaklığını kendi tenimde hissetmeden de iyi olduğunu düşünmeyecektim.
Gülüyordu yüzüme, en masum ifadesiyle. Gerçekten iyi miydi yoksa bu hali alkolün getirdiği uyuşmuşluktan acı çekmemesi yüzünden miydi bilmiyorum. Saçlarına karışan bir kaç kuru yaprağı elimle alıp yere bırakırken o inci teninde parlayan kırmızı dikkatimi çekiyor. Nefesimi tuttuğumu hissediyorum, ama elimde olan bir şey değil bu. Canının yandığını hissetmiştim!. Elini avcuma alıp üstündeki pisliği temizliyorum. Toprağa düşerken elini yüzüne siper edebilmesi büyük şans aslında. O güzel yüzünde bir damla kan görsem kafayı yerim heralde. Saçları görüşümü kısıtlayıp onların bahar kokusu burnuma dolana kadar omzuma yattığını farkedemiyorum. O kadar odaklanmışım ki o tenini lekeleyen ve dışarıda değil içeride akması gereken kana. Vişne suyu. Ah şu kan yerine eline dökülen bir vişne suyu olmasını ne kadar çok isterdim. Diğer eliyle burnuma dokunuşuyla gülümsemeye çalışıyorum. Viştane.. Beni böyle çağıran tek insan Ada heralde. Bu aramızdaki en güzel sevgi sözcüğü. Bu sözcüğü sadece bu sesten duyduğumda bir melodi gibi gelir bana.. Bir başkasının bana "viştane" deme lüksü yoktur. Sadece Ada'nın dudaklarına yakışır ve sadece ondan dinlediğimde her şeyin düzeleceğine olan umut ışığım daha parlak yanar. Gözlerimin doluşunu gecemi mahvettiğine yorması beni sadece üzüyor. Canının yanması canımı yaktı sadece. Onunla olduğum hiçbir gece mahvolamaz ki zaten. Ona sarılıp kollarımı beline doluyorum. Yüzüne küçük, narin bir öpücük kondurup burnumu yanağına sürtüyorum. Gözünden düşen yaşlar öpücüğümün üstünden geçiyor. O ağlamamalı. Uzun parmaklarımla teninde akan o minik damlalardan birini dağıtıyorum. Yüzünü avuçlarımın arasına alıp ona bakıyorum.
"Hey. Ağlamanı gerektirecek hiçbir şey yok birtanem. Sadece ağladığında mahvetmiş olacaksın bu geceyi. Canının yanması ihtimaline üzülüyorum sadece. Seninle yaşadığım bir şeyden ne zaman pişman olduğumu gördün sen. Hadi ama. Benim masum kediciğime hiç yakışmıyor bu sulu gözler. Onlar kendinden parlamalı gözyaşlarıyla değil. Gülümse, hadii."
Ona hiç yakışmayan hüzünlü bir gülümsemeyle ışıldıyor yüzü. Burnuna minik bir öpücük daha konduruyorum. Sonra elimle yüzündeki yaşları siliyorum.
"Aferin bebeğime. Hadi iyice mikrop kapmadan şu eline bir bakalım."
Bizim bu duygusal anımızı umursamayan yarası kanamaya devam ediyordu. Üstündeki pisliği temizledikten sonra onun için ne yapabileceğimden emin olamıyorum. Olduğum yerde dizlerimin üstünde durup elbisemin eteğini alıyorum parmaklarımın arasına. Kumaşın ince olduğunu düşündüğüm bir yerden tutup tırnaklarımın da yardımıyla söküyorum eteğin bir kısmını ve kopardığım kumaşı Ada'nın avucuna doluyorum.
"İşte böyle. Bu bizi bir süre idare eder. Hadi gidip bir yerde pansuman yaptıralım şu yaraya. Kalk bakalım. Biliyor musun ne düşünüyorum Ada. Bir daha buraya gelmeyelim. Uzaylılar tarafından ele geçirilmek ve bir yerlerimizin tekrar kanadığını görmek istemiyorum çünkü. "
Kolumu beline sararak kalkmasına yardım ediyorum. Etraf fazlasıyla sessiz ve pek de insan yok aslında. Görebildiğim tek canlı yaşam formu ilerideki gece bekçisi. Ona seslenip bizi bir eczaneye götürmesini istiyorum. Eczanede Ada'nın eline pansuman yapılırken ben saçlarıyla oynuyorum. Ada'ya kediciğim dememin nedenlerinden biri de bu. O parlak saçlarının okşanmasını çok sever. Bittikten sonra onu alıp kapıdan bir taksiye bindiriyorum. Yanına kurulup son ana kadar hiç aklımdan geçmiş olmamasına rağmen şehirdeki en büyük otellerden birinin adını veriyorum. Bir gece için de olsa sadece birlikte olmak, başkaları olmadan birbirimizin varlığını hissetmek ve birlikte uyuyakalmak huzur verecek.


Birinci kişiden yazıyorum, evet. Öyle çok büyük bir edebi değeri yok ona da evet. Ancak yazarken çok eğlenmiştik. Ada Başak olmakta kıvırcık çocuk da NPC. ehe.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Ruidoso de'Maréa
Müdür Yardımcısı & SYB Profesörü
Müdür Yardımcısı & SYB Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 153
Kayıt tarihi : 13/11/10

MesajKonu: Geri: ClementineCrandal.   Ptsi Kas. 29, 2010 8:19 pm

Seviyeniz Efsane

İyi Eğlenceler

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
ClementineCrandal.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Legend Of Magic :: Başlangıç :: Rol Oyunu :: 
Seviye Alımı
-
Buraya geçin: