AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap



Legend Of Magic'e hoşgeldiniz! Sizleri aramızda görmekten çok memnunuz. Sitemiz bilindiği gibi bir rol oyunu sitesidir. Karakterinizi yaratmanızın ardından aramızda rol oyunu yapabilirsiniz. Sitemizin kurgusu ve sistemleri tarafımızca hazırlanmıştır. Her türlü sorununuzda bize ulaşmanız ve eğlenceli dakikalar geçirmeniz dileği ile.

LoM Yönetimi Sihirli Günler Diler.





















00 | 00 | 00 | 00





Paylaş | 
 

 Kabus ve sonrası.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Karyn Mia Roseen
Hogwarts Baş ŞifacısıHogwarts Baş Şifacısı
avatar

Mesaj Sayısı : 16
Kayıt tarihi : 18/11/10

MesajKonu: Kabus ve sonrası.   Salı Ara. 07, 2010 12:00 am

x
Karyn Mia Roseen ~ Ruidoso de'Maréa
Saat 21:00-22:00 civarı...

“Eğer firar etmeyip bu geceyi de burada geçirirsen yarın seni taburcu edebilirim.” Anaç bir tavır sergilediği çocuğun saçlarını karıştırıp, gülümsedi. İçlerinde kötülük ağacı yetişenlerin bile daha çocuk olduğunun bilincindeydi ve hepsine fazlasıyla yakın davranıyordu. On bir yaşında ailesinden ayrılıp da zorlu bir hayata atılan bu çocukların en azından hasta olduklarında, bi’ taraflarını kırdıklarında ya da kendilerini kötü hissettiklerinde yanında olmayı kendine görevden çok amaç olarak bellemişti genç kadın. Tadı birçok kötü şeyi andıran iksirleri içirdiği için çoğu kez kendisine kızıyor olsalar da minikler, sevildiğini hissedebiliyordu Mia. Canlarını yakmamak için elinden geleni yapıyor, kendisinden ödün verip onlarla ilgileniyordu. Neden sevilmeyim ki? İçindeki bencil sesin konuşmasına tekrar izin vermeyi istemiyordu. Bu sebeple ikinci sınıftaki Robert’ın uslu bir çocuk gibi uykuya daldığını gördüğünde yanından uzaklaşmak için yerinden doğruldu. Normalde o kadar afacan bir çocuktu ki zaten buraya gelmesinin sebebi de yaramazlığıydı. Detaylarını anlatmadığı planı için soğuk ve yağmurlu bir havada kendini Hogwarts’ın bahçesine atmasaydı ateşler içinde revire yatmayacaktı. Birkaç saat sonra ateşini kontrol etmek için yanına geleceğini fısıldayıp kendisi için ayrılan bölmeye gitti.

Eskimiş ama iş görür halde olan, üç kişilik deri koltuğa bedenini yerleştirdi ve ayaklarını uzattı boylu boyunca. Bacaklarındaki rahatlama hissinden yorulduğunu hissetmişti. Derin bir nefes verip, başucunda duran Muggle bir yazar tarafından yazılan gerilim kitabını eline aldı. Tüm gün iyilik meleği gibi gezdiğini, herkese güler yüz gösterdiğinin farkındaydı ama onun zayıf yanıydı bu kitaplar. Büyücü dünyasından biraz uzaklaşmak adına başladığı Muggle kitapları bir süre sonra tek bir tipe dönüşmüştü. Cinayet, katili bulmaya yönelik yazılar. O kitapları neden sevdiğini bilmiyordu; belki katilin ve onu avlayan dedektifin kusursuz planları, belki katledilen insanlar, belki de kendi yaşamının dışında olan şeyler olduğu içindi. Sonlarına yaklaşmakta olduğu kitabın kapağını aralayıp, seri cinayetler işleyen bir katilin psikolojisini anlatıldığı kısmı okumaya başlamıştı. Esnedi. Göz kapaklarıyla savaş halinde olduğunu fark etti ardından. Bir kolundan kitabın akıcı anlatımı, diğer kolundan ise uykunun en tatlı hali tutmuştu. Kendilerine çekmeye çalışıyorlardı. Uykuluyken okuduğu satırların içi boş kelimeler haline dönüştüğünü biliyor olmasına karşın birkaç dakika daha çabaladı. Gerisi karanlıktı.


Pat.
Gerçek hayata dair algıladığı tek şey bu sesti. Parmakları arasından kayan ve bir Muggle tarafından kaleme alınan ağır roman yerle bütünleşirken sık kirpikleri de birbirine kavuşmuştu. Hayatındaki en tatlı şeye ulaşmanın verdiği huzur ve rahatlık yüzüne yansımıştı. Uyumuştu. Günlerdir okulun reviri kolunu kıranlardan uzun süreli hastalığa kapılanlara kadar birçok öğrenciyi barındırıyordu. Uykuya zaafı olan biri için limit dolmuştu ve Mia kendisini rüyaların büyülü dünyasına bırakmıştı. Açık bıraktığı pencerenin dışından gelen kızgın rüzgar üzerine bir şey örtmediği bedenini ürpertiyordu. Vücudu bir savunma olarak bacaklarını karnına çekmiş ve bir bebeğin anne karnındaki haline bürünmüştü. Garip iniltiler çıkarmaya, sarı saçlarının çevrelediği kafasını sağa-sola çevirmeye başladı. Bilinçaltı harekete geçmişti. Karla kaplı her yer. Bu sahneyi defalarca, her gece gördüğünü hatırlıyor ama uyanamıyor. Dondurucu derecede bir soğuk, tüm bedenini ürpertirken üzerinde incecik, beyaz bir elbise var. Saflığını simgeleyen bu elbisenin üzerine bulaşan kan parçalarını görüyor Mia. Elindeki asayı fark ediyor ardından. Dehşete düştüğünü apaçık belirten bakışları etrafı inceliyor, kendi çevresinde dönüyor. Korku filmlerinin bir parçası olduğunu düşünüyor ardından. Kendi gölgesinden dahi korkarak birkaç adım geriye gidiyor ve kaba bir şeye takılıyor. Hızla arkasını döndüğünde boğazı paramparça olmuş, kan gölü içinde boylu boyunca yatan bir adam görüyor. Yeşil gözleri açık ama bedeni hareketsiz, solgun, ölü.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Ruidoso de'Maréa
Müdür Yardımcısı & SYB Profesörü
Müdür Yardımcısı & SYB Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 153
Kayıt tarihi : 13/11/10

MesajKonu: Geri: Kabus ve sonrası.   Ptsi Ara. 13, 2010 11:35 pm

Karanlık orman bu gece adına yaraşır bir şekilde puslu bir hava vardı. Dün geceki bitmez gibi duran yağmurun ardından çıkan kuru soğukla ıslak toprak donarak katılaşmıştı. Ayakların altında sert bir kütle halinde uzanıyor ve her adımıyla üzerindeki buzlar çatırdıyordu. Üşüyen ellerini kurşuni paltosunun ceplerine sokuşturdu. Paltonun üzerine geçirdiği lacivert seyahat pelerini ise arkasında dalgalanmakla meşguldü. Pelerinin rengi rüzgârla dans ederek geçirilen yıllardan sonra bir parça solmuştu. Omzundaki cüppe en az genç bedeninin arkasındaki ruhu kadar yaşlanmıştı. Evet, yüzünde hala tek bir kırış yoktu ve saçları da hala eskisi kadar siyahtı ama yaşadıklarından sonra ruhunun genç olduğunu kimse söyleyemezdi. Karlı kış günlerinde arkadaşlarıyla koşuşturduğu günlerdeki saflığından ve gençliğinden öylesine uzaktı ki ve o kadar kafası karışmıştı ki ayakları onu buraya ormanın derinliklerine getirmişti. Adımlarını hızlandırırken gözlerini kapattı. Bedeni sakin ve dingin dururken cüppesindeki elleri beklediği şey yüzünden sıkı bir yumruk olmuştu. Gözlerini kapattığı için bu sefer daha öncekilerin aksine toynak seslerini ve okun vınlamasını duymuştu. Arkasından omzunda derin bir acı duyduğunda bir eli istemsiz olarak omzuna yönelmişti. Bağırmamak ya da bir büyü sallamamak için dişlerini sıktı. Omzundan oku hızlıca çekti. Bu işi iyi bildiğinden oku kırmadan çıkarabilmişti. Paltosunun üzerine bir kırmızılık yayıldı okun keskin ucundan da aynı kırmızılık damlalar halinde yere düştü. Ruidoso tanrıların huzurundaymış gibi sükûnetle diz çöktü. “Kan döküldü. Topraklarınıza attığım adımın bedeli ödendi.” Gözlerini açmıştı ancak gördüğü tek şey çizmeleriydi. Yeni bir okun hedefi olmamak için öylece hareketsiz kaldı. “Buraya neden geldin?” diye gürleyen sesin kaynağını bilmek için kafasını kaldırmasına gerek yoktu. Her zaman ilk o konuşur, her zaman ilk o saldırırdı. Yöntemi bile aynıydı. İlk önce sağ omza ve eğer direnseydi ikincisi karnına ve sonuncusu kalbine olacaktı. Korkmuştu ama yine de geri duracak kaçacak değildi.

“Birileri bana yaşam borcu olduğunu unutmuş sanırım. Henüz on altı yaşında bir…” Sözleri yere sertçe vurulan toynaklarla kesildi. Hemen aynı anda başlayan rüzgârla yerdeki hafif kum da havalandı. Bir elin yaralı omzunu sıktığını hissettiğinde bir kez daha dişini sıktı. Onu tutan el havaya kaldırdı ve kendisiyle göz göze geldi. Soğukkanlılığını korumak Rui için giderek zorlaşıyordu. Hışımla gürleyen ses ona karşılık verdi. “Hafızama hakaret etme. Her bir anını hatırlıyorum. Bana yalan söyleme. O gün de bugün olduğu gibi sadece kendini düşünüyordun. O yüzden kalbinin hala attığına şükret ve bana neden geldiğini söyle.” O günü iyi hatırlıyordu. Ravenclaw kulesindeki yatağından kalkmış pencereden manzarayı izlerken gördüğü dumanlar ile fazlasıyla şaşırmıştı. Merakına yenik düşerek neler olduğunu görmek için ormana koşmuştu ve karşılaştığı şey kaçık sihirli yaratıklar profesörünün sfenksi ve neredeyse onun tarafından parçalanacak olan at adam. Evet, o büyüleri yaparken sadece kendini düşünmüştü ki herkes öyle yapardı. Düştüğü beladan kurtulmayı… Fakat hızlı düşünen beyni ile yaptığı uygun hareketler ikisinin de hayatını kurtarmıştı. “Kendimi düşünmüştüm evet. Canını onurluca kutsal bir yolda harcayacak biri olmadım ben hiçbir zaman. Fakat bugün tam da öyle olmam gereken bir savaşın içindeyim. Ölmek istiyorum fakat bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum. Bana ne yapmam gerektiğini söyleyin.” Sözlerini karşısındakine bakarak söylemişti ama cevabı daha ince farklı bir sesten aldı. Başını sesin geldiği yöne çevirdiğinde türünün standartlarına göre bir afet sayılacak bir kadınla karşılaştı. Drusilla... Ruidoso’yu havaya kaldırıp tehditler savuran caninin karısıydı. O gün yaralarını sardığını hatırlıyordu, daha doğrusu ininde yarası sarılmış halde yarı çıplak uyandığında öyle olduğunu düşünmüştü. Drusilla’nın buz gibi eli göğsünde dolaştı. Kalbinin bulunduğu bölgeyi bulduğunda durdu.

“Ondaki farklılığı görmüyor musun hayatım? Kalbi… Daha güçlü ve karanlık da çok yakın. Bence bilmek için hazır.” Kendisini tutan dev kükreyerek toynaklarını yere vurdu ama boyun eğmek zorundaydı. Şaman olan eşi ondan fazlasıyla üstündü. Kalbinin atışları bir an artarken derin bir acı hissetti ve bu sefer acıyla bağırmadan edemedi. “Duymak mı istiyordun yakışıklı. Daha fazlası olacak. Göreceksin. Kalbin sana ihtiyacın olanı gösterecek.” Haykırırken gözleri donuklaştı. Haklıydı. Görüyordu ve hissediyordu da. Gördüklerinden sonra uyandığında yere yıkılıp ağlamaya ve titremeye başlamıştı. Çünkü gördüğü şey kendi ölümüydü.

“Hatırla… Gördüklerin en az omzundaki yara kadar gerçek.”

Yaklaşık yarım saat sonra…

“Lanet…” Bedenini zor taşıyan ayakları kapının önünde yıkılmıştı. Ama bunlardan daha ağır yaralar almıştı. Omzuna binen ağır yükten, bildiği gerçeklerden miydi? Annesi, o âşık olduğu kadın ölmüştü. Bu muydu onu yıkan? Babasına yaptığı ufak ziyaretten ve onun da ölümünü izledikten sonra ölmek istemişti. Fakat az önce o anı yaşadıktan sonra bundan hala korktuğunu görmüştü. Belki de bu yüzdendi. Bilmiyordu düşünemeyecek kadar yorulmuştu. Çöktüğü yerden kapıya uzanıp kulpunu çevirdiğinde bedeni az kalsın yere düşüyordu. Paldır küldür bir ses çıkarmıştı. Bu sırada karşısına çıkan sarışın kadının kurduğu düşlerden irkilerek uyanmıştı. Önce yakalandığı için şeker çalan çocuk gibi bir tavırla mırıldandı. “Ben, şey…” Balgamlı bir kahkaha attı. “Bazılarının rahat uyuması güzel…” Kadın yaklaştığında kim olduğunu görmüştü. Mia… O masum dostu. Beyaz cüppesinin altında bluzunda bir ıslaklık gördü. Ter... Hem de bu soğukta. Ah, onu düşünüp endişelenmek isterdi. Belki acılarını unuttururdu bu ama kelimenin tam anlamıyla umurunda değildi. “Hey! Ne oldu sana böyle?” Ruidoso yeniden güldü. Hogwarts’ta kendini defalarca kez yaralamıştı ve Drusilla’nın sayesinde hayatta kaldığı sfenks dövüşü dışındaki tüm yaraları için onun yanına koşmuştu. O zamanlar da çok iyi bir şifacıydı. “Yaramazlık yaptım biraz. Özlemişim biliyor musun?” Cadının tek kaşı kalktığında iç çekip omuz silkti. Bunu yaparken yarasından aldığı keskin acıyla yüzünü buruşturdu. “Bakmayacak mısın şu lanet yaraya artık?”

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Karyn Mia Roseen
Hogwarts Baş ŞifacısıHogwarts Baş Şifacısı
avatar

Mesaj Sayısı : 16
Kayıt tarihi : 18/11/10

MesajKonu: Geri: Kabus ve sonrası.   Paz Ara. 19, 2010 7:52 pm

Karların arasında boylu boyunca yatan, ifadesiz suratlı adama korkuyla bakıyordu. Soğuğu hissetmiyordu, bedenindeki tüm kan yüzüne hücum etmişti. Aynaya bakıyor olsaydı kıpkırmızı olduğunu görebilirdi. Oraya nasıl geldiğini, cesedin kime ait olduğunu, onu nasıl öldürdüğünü ve daha birçok ayrıntıyı bilmiyordu. Hayat o sahneden başlamıştı sanki ve sürekli aynı şeyi tekrar ediyordu. Haftalardır aynı olayı yaşıyor olması imkansızdı. Rüyada olduğunu fark etti birden. Bilinçaltında sürekli tekrarlanan bu olayın sebebini bilmiyordu. Gelecekten bir kesitti belki de ama böyle bir olayı yaşamadığına emindi. Mosmor olan cesedin yüzüne bininci kez baktı, ezberlemişti bu suratı ama tanımıyordu. Bilinçaltının hapishanesinden kurtulmak için ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Uyanmalıydı ama nasıl? Kafası karışmış bir şekilde bakışlarıyla etrafı tararken birden uyandı. Sessizliği yaran bir gürültü oluşmuştu revirde. Bu gürültünün etkisiyle korku dolu rüyasından sıyrıldı ve yarı açık gözleriyle karşısındaki adama baktı. Birkaç saniye içerisinde tüm durumu idrak etmişti. Uyuyakalmıştı nöbet saatinde, ardından sabit rüyasını görmüş ve içeriye yaralı bir şekilde Müdür Yardımcısı girmişti. Böylesine zor bir durumda kalmak istemezdi, utanarak dudaklarını araladı.

"Ben, şey..."
Mırıldanarak söylediği sözler genç adamın kahkahasıyla kesilmişti. İtiraf etmesi gerekirse bu tepkiyi beklemiyordu genç kadın. Rezil olmasının ve uykunun verdiği mahmurluğunun etkisi geçtiğinde adamın omzundaki yaraya tekrar dikkat etti. Daha önce defalarca böyle bir durumla karşılaşmıştı, Ruidoso aynı zamanda SYB profesörü de olduğu için böyle yaralanmalar sıkça gerçekleşiyordu. Duruma alışık olmasına rağmen endişelenmesini ve ağzından hayret dolu nidaların dökülmesine engel olamamıştı. "Hey! Ne oldu sana böyle?" Adamın kahkahasını ve ardından söylediklerini işittiğinde tek kaşını kaldırdı istemsizce. Fazlasıyla umursamaz tavırları onun için daha çok endişelenmesine sebep oluyordu. Öfkeli bakışını onun üzerinden çekerken adamın yüzündeki buruşmayla gülümsedi. Hayır, sadist değildi. Sadece Ruidoso'nun bu huysuzluğu ona komik geliyordu. "Yaşlandıkça huysuzlaşıyorsun." Ciddiyeti pek barındırmayan sözlerinin ardından büyücünün koluna girip, boş bir sedyeye oturmasına yardım etti. "Çok kan kaybetmişsin gibi gözüküyor. Hareket etme de daha fazla canın yanmasın." Kumral dostunun pelerinin ve çok dikkatli bir şekilde, kanla kaplı paltosunu çıkartıp pencereyi kapattı. Üşüyecekti, ama bunu en aza indirgemeliydi. Oradan uzaklaşıp iksir dolabının içinden yarayı temizleyecek ve kapatacak malzemeleri bir tepsiye koydu ve adamın oturduğu yerin yanındaki masaya koydu. Yaranın üstünü örten gömleği de, omzuna zarar vermeyecek bir şekilde çıkardıktan sonra şefkatli bir ifadeyle dudaklarını araladı.

"Yüz üstü uzanman gerekiyor." Arkadaşı sedyeye iyice yerleşirken, yarayı mikroplardan arındırmak için minik bir şişenin içindeki ilacı eline aldı. Derin bir yara almıştı, fazla kan kaybetmişti ama yine de buraya kadar tek başına gelebilmişti. Gerçekten de güçlü biriydi. Yakıcı sıvıyı yaraya yavaşça boşaltırken beklediği tepkiyi almıştı. Hiçbir şey. Omzunun dayanılmaz bir şekilde sızladığını biliyordu ama adamdan en ufak bir çığlık ya da acı belirtisi duymamıştı. Acılarını kendine saklıyordu daima. Yarayı temizlerken, onun daha da çok acı çekmesini önlemek için çocuğuna kızan anne edasında ağzını açtı. "Söylesene, ne işin vardı yine ormanda? Ayrıca bu yara nasıl oldu böyle?" Onu konuşturmak sızıyı hafifletecekti. Sol köprücük kemiğinin hemen altındaki derin yara neredeyse temizlenmişti. İkinci bir iksirden, iki damla damlattı kırmızı bölgeye. Böylece birkaç dakika sonra uyuşacak ve dikiş atılırken, daha fazla acı hissetmeyecekti dostu. Küçüklüğünde, henüz Hogwarts'ta bir öğrenciyken kandan, derin yaralardan korkarken şimdi böylesine bir derinliği kapatmaya çalışması bir an için komik gelmişti genç kadına. "Uyuşması için biraz beklemeliyiz. Evet, seni dinliyorum yaramaz çocuk." Derin bir nefes alıp, kulağını genç adama yöneltti. Bu talihsiz olayın perde arkasını merak ediyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Ruidoso de'Maréa
Müdür Yardımcısı & SYB Profesörü
Müdür Yardımcısı & SYB Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 153
Kayıt tarihi : 13/11/10

MesajKonu: Geri: Kabus ve sonrası.   Cuma Ara. 24, 2010 1:47 am

"Yaşlandıkça huysuzlaşıyorsun." Yaşlanmak? Az önce ölümünü görmesinin üstüne çok iyi gitmişti doğrusu(!) Kadın koluna girip kalkmasına yardım ederken yaşlanma konusundaki sözlerine kendi kendine gülmekle yetindi ve bu da acısını artırmaktan başka bir şey yapmamıştı. Yüzünü buruşturmamak için kendisini zor tuttu ki zaten kafası o kadar doluydu ki çektiği acı düşünceleri arasında boğuluyordu. Sedyeye oturtulduktan sonra genç cadı şifacı kimliğine hızla bürünüvermişti. "Çok kan kaybetmişsin gibi gözüküyor. Hareket etme de daha fazla canın yanmasın." Başıyla onayladı ve önce seyahat pelerini sonra paltosu ve son olarak da kanla yapışmış gömleğini Mia’nın yardımıyla çıkardı. İlk yaralanmış bir şekilde yanına geldiği günü hatırlıyordu da önce bayılmış şoku atlattığında fazlasıyla telaşlanmıştı. Onun konsantrasyonu en iyi olan öğrencilerden olduğu ve yaraları kapatması için basit bir büyü yapması gerektiğini hatırlaması bir parça uzun sürmüştü. Şimdi ise zarif parmakları ustalıkla ve tepkisiz yarayı inceliyordu. Soğuk ellerinin dokunuşu yumuşak ve şefkatliydi, eh biraz da gıdıklayıcı… Üzerinden çıkarttıklarının etkisiyle yavaş yavaş üşümeye başladığını fark ettiğinde pencereleri kapattı. Ufak takırtılar eşliğinde pencerelerin kapanmasından sonra da işine başladı. "Yüz üstü uzanman gerekiyor." Uzandığı yatağın da aynı şekilde soğuk ama yumuşaktı. Başı iksir şişelerine daha da yaklaştığı için burnuna keskin kokular dolmaya başlamıştı. Kokulardan kimi mide bulandırırken Mia’nın açtığı şişeden yayılan koku gözlerini yaşartacak kadar keskindi. Bir dostun yanında olmanın az önce yaşananların etkisini azalttığını düşünüyordu ki arkasından hissettiği yaradan başlayan ve bütün bedenine bir elektrik çarpması gibi yayılan acı ile yine o ana geri dönmüştü. Aynı şeyleri tekrar yaşamaya başladı. Ormanda yürümesi, okla vurulması, at adam tarafından kaldırılışı arkasından dişi centaur Durusilla’nın kendisine gösterdikleri… Evet, bir daha ölmüştü ve onun acısını da hissetmişti ki bunların bileşimiyle içinden haykırmak geçiyordu. Fakat acısını yine düşünceleriyle boğarak susturdu. Bugünler zayıflıklarını insanlara gösterecek günler değildi.

"Söylesene, ne işin vardı yine ormanda? Ayrıca bu yara nasıl oldu böyle?" Yumuşak ses bunları söylerken bir taraftan da sırtına bir sıvı daha dökmüştü. Yine bedenine ağır ağır bir enerji yayılmaya başlamıştı ve her geçen dakikayla acı bir parça daha azalıyordu. Bununla birlikte sırtını ve cadının dokunuşlarını da hissedemez olmuştu. Uyuşukluktan nefret ediyordu ama doğrusu az sonra yaşayacakları yüzünden çekeceği acının minimuma inmesi için bu gerekliydi. Önce bedenini delip geçen bir ok yemiş, sonra da sıkılarak yara parçalanmıştı. Bu tip bir yaranın basit bir büyüyle kapatılmasının tehlikeleri yüzünden Mia muggleların yarayı dikme yöntemini sihirli ve daha hızlı bir şekilde şifa yöntemlerine katmıştı. Biliyordu, çünkü ilk denek kendisiydi. Ceza almamak için asla hastane kanadına gitmez ve hep ondan yardım isterdi zaten. Sırtının uyuşması sürerken cadı sorusunu hatırlatmıştı. "Uyuşması için biraz beklemeliyiz. Evet, seni dinliyorum yaramaz çocuk." Doğrusu o kadar geçmişten sonra ona güvenip anlatabilirdi. Ancak nereden başlayacağını bilmiyordu. Mia onun geçmişi hakkında bir parça bilgiye sahipti. Bir Jehovah olduğunu biliyordu. Annesinin durumunu ve babasına olan nefretini de… Fakat bilmediği şey ne kadar büyük bir hata yaptığıydı ve bunu söylediğinde alacağı tepkinin vicdan azabını artırmasından korkuyordu. Tam zoraki bir şekilde dudaklarını araladığı sırada ince ve şaşkınlık dolu bir ses konuşmayı böldü. “Profesör, siz burada ne arıyorsunuz? ” Ruidoso yatağa gömülmüş olan başını hafifçe yana çevirdi ve karşısındaki yüzü gördü. Küçük yaramazlardan biriydi bu ve Ruidoso’nun gençlik günlerinde olduğundan daha dikkatsizdi. Sürekli yaralandığı gibi kaçıp yaralarına yenilerini ekliyordu. Mia bu yüzden birkaç defa kendisine başvurmuştu. Çocuk bir nevi Mia’nın tatlı belasıydı, tıpkı bir zamanlar Ruidoso’nun da olduğu gibi…

“Az önce şifacı ablana da dediğim gibi yaramazlık yapıyordum.” Bunu söylerken muzipçe gülümsemişti. Çocuk irileşmiş gözlerle profesörünü süzdü. Doğrusu Hogwarts’taki en yetenekli fakat en sakat herif Ruidoso’ydu. Buna rağmen müdür yardımcısı olmasının bazı profesörlerce hoş karşılaşmadığını biliyordu ama öğrencilerce sevilmesine yol açtığı kesindi. Böylece farklarında bile olmadan öğrencileri yola getiriyor yanlış işlerini önlüyordu. “Ne o? Benden bunu beklemiyor muydun? Ancak sen, sen ol yasak ormanda yaramazlık yapma evlat. Başına ufak bir ateşten daha fazlası gelebilir.” Çocuğun hastalığından bağımsız bir şekilde kızardığını fark etti. Ruidoso okuldan son ayrılışından önce bunu denerken bir kez yakalamış ve kızmak yerine ona ormanın dehşetlerini göstermişti. O zaman da benzeri bir uyarı yaptığını hatırlıyordu. Zaten Robert daha çok bitkilerle ve iksirlerle ilgilenirdi ve tüm derdi yasak ormandaki endemik bitkilerdi. Çocuk oradan alamayacağını anlayınca demek satıcılara sormuştu ve yanlış malzemelerle kazıklanmıştı. Acaba ne üzerinde çalışıyor diye merak etmekten kendini alamadı. Bu sırada çocukla sohbetlerini ışıktan iplerle sırtını dikmekle meşgul olan Mia bölmüştü. “Yasak orman mı dedin? Yoksa düşündüğüm şey mi? En son onların yanına gittiğinde bir Sfenks yemi oluyordun!” İşini bırakıp azarlayan bir tavırla bir elini beline koymuştu. Sesinde keskin bir öfke ve gizlenmiş bir korku vardı. Bu sözlere ilk tepkiyi ikinci kez şaşıran çocuk vermişti. “Ama… Onun yasak ormanda ne işi var ki?” Ruidoso gülerek çocuğu cevaplarken yarası bir kez daha yanmıştı ama bunu umursamadı. “Başka bir kaçık sihirli yaratıklar profesörü yüzünden. Aslına bakarsan tek merak ettiğim uykumdan uyaran gürültünün ne olduğuydu. Orman sakinleri ve sfenksle sonradan karşılaştım. Her neyse evlat bu uzun bir mesele ve şimdi yapman gereken…” Sözlerine devam etmeden önce yanındaki yığından asasını çekti ve ağzını kıpırdatmadan zarif bir hareketle salladı. Çocuk uykuya dalarken de sözlerini tamamladı. “…uyumak.” Sonra da başını yeniden yastığa gömerek homurtular halinde çıkan bir sesle konuştu.

“Onun yaşında olduğum zamanları özlüyorum doğrusu. Fakat senin dediğin gibi Mia, yaşlanıyorum ve gün geçtikçe dünyanın ne berbat bir yer olduğunu bir kez daha anlıyorum. Hayat onlara tozpembe fakat bizim için fazlasıyla zor ve daha da zor günler bekliyor.” Cümlelerini tamamlarken hafifçe doğruldu ve cadının gözlerine baktı. “Kanlı günler…” diye ekledi.


_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Kabus ve sonrası.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» One Piece bölüm 460

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Legend Of Magic :: Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu :: Giriş Katı :: Hastane Kanadı-
Buraya geçin: