AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap



Legend Of Magic'e hoşgeldiniz! Sizleri aramızda görmekten çok memnunuz. Sitemiz bilindiği gibi bir rol oyunu sitesidir. Karakterinizi yaratmanızın ardından aramızda rol oyunu yapabilirsiniz. Sitemizin kurgusu ve sistemleri tarafımızca hazırlanmıştır. Her türlü sorununuzda bize ulaşmanız ve eğlenceli dakikalar geçirmeniz dileği ile.

LoM Yönetimi Sihirli Günler Diler.





















00 | 00 | 00 | 00





Paylaş | 
 

 Conan

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Charles Conan Maestro



Mesaj Sayısı : 5
Kayıt tarihi : 24/11/10

MesajKonu: Conan   Salı Ara. 07, 2010 7:38 pm

Bir prpfesör olmanın en iyi taraflarından biri de hükmedebileceğin, sözünü kolaylıkla dinletebileceğin -hele bir de korkulacak biriysen- ve saygı görebileceğin geniş bir öğrenci kitlesinin olmasıdır. Tabi bir de işinde başarılıysan ve ülkedeki tek okul koca Hogwarts'a tanınmışlığın ve saygınlığın daha bir aktif oluyor. Bunu bizzat yaşamamıştı Maestro, sebebini de pek düşündüğü ya da bu durumu umursadığı da yoktu. Onun için önemli olan dersini işlemek ve keyfe keder bir şekilde hayatını sürdürmeye devam etmek. Evet, biraz sorumsuz bir hal etkindi Maestro üzerinde ama en azından budala değildi. Kendisi bu sebebin arkasına saklanıyordu yaptıklaırnı ölçtüğü sıralarda. Birçok profesör okulda etkin bir hal ve tavır içerisindeyken Maestro'nun genel olarak işten kaçması emek sarfeden diğerlerini elbetteki rahatsız ediyordu. Oturduğun yerden para kazanmak tabiri Hogwarts'te tek bir kişi için geçerli olunca tabi ki o kişiye karşı belli bir cephe alınacaktı. Sorun şu ki yapılan kinaye iğnelerinin hiçbiri etki göstermiyordu Maestro üzerinde. Sorumluluğun s'sin bir haber olan böyle bir insanın ne işi vardı ki hala Hogwarts'ta; karşılaşılan herhangi bir sorunda bu soru soruluyordu Hogwarts Müdürü'ne ama cevap basitti. "İşinde oldukça iyi, her ne kadar pisliğin teki olsa da."..

Bu cevabın ayrı bir deli edici noktası da bir yandan takdir ediliyor olması. Adi bir herif olmasına rağmen bilgisi sağlam olduğu için karışılamıyordu ona. Dersin önemli bir noktaya değindiğini düşünecek olursa herkes - ders Karanlık Sanatlara Karşı Savunma- aslında bir çılgınla beraber ders yaparken çoğu öğrencinin sağlık güvencesi tehlikede. Buna rağmen şimdiye kadar herhangi bir vakanın olmayışı hala Maestro'nun yaptıklarının önüne geçilmesini sağlayamamış. Öngörme yerine kabul etme politikası izleyenler Maestro'ya alışma konusunda daha başarılı bir yöntem izlemiş olduklarını açıkca gösteriyor ki bu başarıya ulaşmış olanlar sadece öğrenciler. İlginç bir profesöre sahip olduklarından dolayı şanslı olduklarını düşünürken kimisi, yetişkinler gibi evham sahibi olanlar ise devamlı korku içerisinde bir ders geçirmeye mahkum oluyorlar. Profesörün pek de sevecen olmaması onları pek de rahatlatmıyor açıkcası. Maestro gibi ters, kendi doğruları dışında çok zor doğruları kabul eden ve engin bir bilgiye sahip olan, öte yandan kendini tanrı sanan bir megolomandan ne bekleyebilirsin ki? Şöyle ki çoğu öğrencinin beklentisi yüksek. Ne gibi bir beklenti bu; harika bir ders gibi. Misal;


'Kapıdan içeri girmiş olan Maestro her zamanki gibi sessiz bir sınıfla karşılaşmıştı, her şeyin altında bir hinlik arayan cin adamın karşısında duran yeniyetmelere ilk sorusu kendinden emin bir şekilde "Noldu?" olmuştu. Etkileyici, belki bir espri yapsa çok da eğlenceli bir ses tonu vardı Maestro'nun. Çoğu öğrencinin birbirine gergin bakışlar atmasından bir şeyler olduğu çok aşikardı. Profesör sakin bir tavırla sınıfa göz gezdirerek "Troy'a benzer bir halim mi var, ya da insan eti yiyen bir yaratığa? Birileri konuşsun, Gryffindor yok mu aranızda hiç?" diye yankılanan bir ses tonuyla konuşmuştu tekrar. Bu sefer pek de beklemesine kalmadan bir öğrenci -akıllılık yaptığı meçhul olan bir öğrenci- ayağa kalkarak neredeyse hiç duyulmyan bir ses tonuyla konuşmaya başlamıştı. Duyabilmek için kendini zorlayarak yüüznü buruşturan Maestro "Dilini kıpırdat biraz, ne anlama mı bekliyorsun bu sesle?" diye çıkışınca öğrenci tek bir nefeste hızla ve yüksek sesle bir hamle de söylemişti tüm olanları. "İki bina arasında çıkan itişme sonucunda masanızın üzerindeki oldukça değerliye benzeyen cisim kırıldı ama benim konuyla hiç alakam yok Profesör." demişti öğrenci korkuyla. Bir beşinci sınıf öğrencisinin karşısında bu kadar ezilip büzülmesinden dolayı egosu tatmin olan Maestro yüzünde kendinden memnun bir gülüşle "Peki konuyla alakalı olanların kim olduğunu düşünüyorsun Eric?" demişti sakin bir ses tonuyla. Çocuğun adının doğru ya da yanlış olduğunu bilmiyordu; her şey gibi bu da umurunda değildi, zaten yanlışsa çocuk büyük ihtimalle düzelticekti. Sorsunun ardından iyice gerilen çocuk çekingen bir şekilde başını öne eğip kaçamak bakışlarla öndeki birkaç çocuğa baktı. Suçlunun kim olduğunu anlasa da çocuğun cevap vermesini isteyen Maestro "Evet, seni daha ne kadar bekleyeceğiz?" diye çocuğa baskı yapmıştı iğneleyici bir ses tonuyla. Çocuk kırmızı bir suratla Maestro'ya bakıp "Kim olduklarını bilmiyorum efendim, ama.." diyip Maestro'nun sözünü kesmesiyle tekrar bir tıkanır gibi olmuştu çocuk; "Ama ne? Seni afaroz mu ederler büyük öğrencilik yasalarına göre, ya da seni bir sülüğe mi çevirmelerinden korkuyorsun?" diye baskı yapmıştı Profesör iyice. Çocuğa kaşlarını kaldırarak bakarken cevap alamayacağını bildiği için tespitinde bulunduğu öndeki altı kişiyi onlara bakmadan işaret edip "Siz ayağa kalkıp sınıfa doğru dönün?" demişti Maestro kendi kürsüsüne doğru ilerlerken. Oturduğunda öğrencilerin de dediğini biraz telaş biraz sıkılganlıkla yaptıklarını görünce memnun bir ifadeyle "Kavga etmenizdeki konu bulunduğunuz binalar mıydı yoksa daha geçerli bir sebebiniz var mı?" demişti gözleri sınıfın üzerinde gezinerek. Biraz önceki çocuğun hala oturmadığını görünce şaşırarak "Sen niye hala ayaktasın, senle eğlencem bitti..." diyerek gözlerini oturan çocuktan çekip suçlulara çevirdi. Başlarını önüne eğmiş olan suçlulardan pek bir ses çıktığı söyelenemezdi, buram buram korku kokuyordu ortalık sadece. "Güzel! Bende öyle düşünmüştüm. Başka sebep yoksa hangi cesaretle bunu benim sınıfımda gerçekleştiriyorsunuz? Çıkışa gel kavramını daha önce hiç duymadınız mı, yoksa egonuz o kadar kabarmıştıktı ki id'iniz iflah almaz bir şekilde sizi kontrol mu etmişti? İşe yaramaz azgın birkaç mahlukat olduğunuz duymak benim sesimle hoşunazı mı gidiyor?" demişti dalga geçer bir sesle. Sıranın üstüne hafifçe eğilerek hepsinin yüzüne baktı tek tek ve " Başlarınız kaldırın!- diyerek komut verdi sert bir sesle- eğer istediğiniz buysa, aşağılanmaksa, durmayın kavga edin, ya da etmeyin büroma gelin ve Biz yine iflah olmaz bir şekilde azdık, bizi sindirin, deyin, size ücretsiz bu hizmeti veririm. İstediğiniz buysa! Bu mu?" demişti sakin bir şekilde. Çocukların başlarını iki yana çevirdiğini görünce "O zaman yerlerinize geçin ve uslu birer ergen olun." demişti. Onlar yerlerine geçerken kendisi asasını çıkarmış ve sinsioskopunu tamir etmişti iki dakikada. Aslında bu kadar aşağılayıcı şeyler yapmasına gerek yoktu, bunu biliyordu Maestro, yüzünde oluşan sinsi gülüşte bu yüzden olsa gerekti. Öğrencileri azarlamak bir çeşit rahatlama yöntemiydi ve bazen bunu iş arkadaşlarına yaptığında daha büyük hazlar duyduğunu keşfetmişti.

"Bu kadar küçük bir olayı büyüterek gerginlik yaratmak sizin hobiniz mi yoksa benim mi? Bilmiyorum, ama benim için güzel olmadığını söyleyemeyeceğim. Her neyse... Geçen hafta bir ödev verdiğimi hatırlıyorum ya da ondan önceki hafta; bu konuda bir fikri olan var mı?" derdemez çalışkan bir öğrencisi atılarak "Ondan önceki hafta profesör," demişti. Profesörün gözünde beliren parlama biraz önce olayı söyleyen çocukla birleşince daha da belirgin bir hal almıştı;" Gördün mü? O senin gibi dışlanmaktan korkmuyor. Bunu sevdim." dedikten sonra zeki öğrencisine göz kırpan Maestro "Siz yine de bu kadar gözüme batmayın derim ben... Şimdi, ödevler masaya en son bırakan kişi tahta da kalsın- demesiyle yerlerinden sıçrayan öğrencilerin yarattığı gürültü de kendi sesini duyurmak için bağırarak - birbirinizi öldürmeden ve ödevi yapmaya teşrif etmemiş olanları da tahtaya alayım." demişti. Herkes ödevini bırakıp sona kalan öğrenci tahtada bezgin ve kaderine lanet eder bir şekilde dikiledururken Maestro "Herkes ödevini yaptı mı yani?" diye sormuştu sınıfı süzerek. Sınfın arka sıralarına doğru gezintiye çıkmıştı. Sınıfta herhangi bir hareketlenme olmayınca hızla kürsüsüne yürüyerek masadaki ödev kağıtlarını saymış ve dört eksik olduğunu görünce haince sırıtmıştı. "Evet beyler bayanlar, dört kişi alayım tahtaya." derdemez yakalancağını sezen üç kişi bu işin acısız olması için dua eder bir şekilde tahtaya çıkmıştı. sınıfı sayan Maestro zaten bir kişinin gelmediğini farkedince her şeyin bire bir uyduğuna kanaat getirip " Evveet... bu anı benden başka seven var mı? " diye sormuştu eğlenir gibi bir sesle. "Sebebi sormaya gerek yok, az çok öğrenci martavallarını biliyorum ve senin maçın olması umrumda değil, berbattın." demişti Quidditch takımında olan bir öğrenciye. "Gelgelelim dersin konusuna; basitce söyleyeyim, Ruh Emiciler." deyip tatminkar bir şekilde sınıfı süzdükten sonra etkiden memnun "Ne güzel, herkes tanıyor onları. Merak ediyorum kaçınızın ensesinde bir soğuk oluştu?" dedi saklamaya çalıştığı bir gülümsemeyle. "Konuyu pek dağıtmaya gelmez. - deyip aniden gözlerini açarak tahtadaki öğrencilerden ödevi en son bırakana - ödevin konusu neydi?" diye sormuştu meraklı bir şekilde. Gerçekten ne ödev verdiğini bilmiyordu. Şaşıran öğrenci "Yaşayan Ölüm İçkisinin etkileri ve panzehiri hakkında uzunca bir makale yazmamızı istediniz?" demişti doğru olduğundan şüpheli bir şekilde. "Öyle mi? Mükemmel.." demişti neden böyle bir ödev verdiğini hatırlamaya çalışarak bir an durup düşündükten sonra "Peki bunun bizim dersimizle ilgisi nedir?" diye sordu bilmiyormuş gibi bir hal takınarak ya da gerçekten bilmeyerek. Öğrenci şaşkın bir şekilde soru soran gözlerle ona bakan Profesörün ne yaptığını anlamaya çalışarak gözlerini profesöre dikmişti. Kısa bir süre sonra bu adamın ne yapacağını anlamanın imkansız olduğunu düşünmüş olmalı ki kaşlarını kaldırıp dudağını bükerek omuz silkmişti. Durup öğrencinin zavallı halini izleyen Profesör de dudak bükmuş ve gözlerini sınıfa çevirmişti. "Bunu bana biri açıklayabilir mi?" demişti sakin bir ses tonuyla Profesör. Tahtadaki öğrencilerden biri "Siz bize açıklasanız daha doğru olmaz mı? Dersin bir işlevi olur böylelikle ya da sizin bir işleviniz?" demişti. Bir süre olduğu yerde durup mimikleriyle poff yapan profesör gözlerini arkasında kalan öğrencilere çevirip "Kim o zeki, beni en zayıf noktamdan vurdu. " diyerek dalga geçmişti yine öğrencisiyle. "O kadar ödevi yaptınız ve hiçbiriniz o iksirin bir karanlık sanat eseri olduğunu söyleyemeyecek misiniz bana?" demişti biraz suçlar bir tonla. Biraz önceki öğrencisi tekrar konuşmaya başlamıştı; "İyi ama sonuç olarak o iksir dersinde işlememiz gereken bir şey-.." "O zaman İksir Profesörünüz yeterince iyi değil demektir Bay Kanca. Ayrıca Seherbaz olduğunuzda hangi dalda profesyonelleştiğiniz değil hepsinde müktedir olmanız önemli. Son olarak iksir dersi uygulamadır; yani bu ne demek oluyor? Siz o iksiri hazırlamayı ve etkilerini öğrenirsiniz üstün körü bir şekilde ve son olarak panzehirini de yaparsınız becerebilirseniz kurbağanız yaşar falan filan ..." demişti lafını bitirdikten sonra derin bir nefes alarak "Anladığınızı var sayıyorum, dersimin yarım saati geride kaldı çünkü... Nerede kalmıştık.. Heh... sen oturabilirsin son samuray gibi dikilme artık.- dedikten sonra ödevini yapmış olan öğrencisini de oturtmuş ve konuşmasına pek ara vermeden devam etmişti. - Ruh Emiciler hakkında bildiklerini alayım?" demişti tahtadakilere bakarak. Sınıfta kalkan birkaç eli görüyordu, birinin de tereddüt ettiğini. Tahtadikilerde ise tık yoktu; içlerinden birinin seçileceğini anlamışlardı anlaşılan. Maestro işin anlaşılınca pek de eğlenceli olmayacağını varsaydığı için ona dik dik bakan çocuğa söz verdi. Etkilerin bir çoğunu anlatan çocuğu başıyla onaylayan Profesör diğerini başıyla işaret ederek "Bana tiplerini tarif eder misin?" demişti. Cevabını yarım yamalak alınca sınıfa dönen Profesör "Ekleyecek bir sözü olan?" diye sordu ve sınıftan cevap gelmeyince "Pekala, yapış yapış tenleri ve iğrenç bir ağızları vardır. Gözleri yoktur, hislerinizle sizi görürler ve havada süzülürler. Bunu zaten söylemişti.. - diyerek üçüncü öğrenciye dönüp - Bana onları engelleyen büyüyü anlat, bir kopya verim büyünün adı patronus?" demişti yarım bir gülüşle. Son öğrenci, biraz önceki çıkışına rağmen tatmin edici bir bilgi vermişti. "Güzel, beynin çalışıyormuş, en azından kitap okuyabiliyorsun." demişti aşağılar bir ses tonuyla "Yerinize, boşaltın alanımı." diyerek öğrencileri kovalayan Profesör masasının üstüne oturarak "Ruh emiciler arkadaşın da anlatmak istediği gibi, ruhsuz yaratıklardır ve başkalarınınkilere muhtaçtırlar, en azından benim kanım böyle. Ben ce doğru bir bakış açısı. Bizim ruhumuzun meyveleri olan duygularımızla beslenirler, hatta büyük bir ziyafet onların üremesine neden olur. Bulundukları yer buz gibi soğuk olur. Sebebi her türlü pozitif enerjiyi emdikleri için. Karanlık... onların gölgesi gibi bir şey. Tabi bunlar burun burunayken yarattığı etkiler değil. Daha yakından mide bulandırıcı bir etki ve hafif baş ağrısı yapabilirler... belki baş ağrısı yapmazlar. Ruhuznuz alınırken bu umrunuzda olmayacaktır orası kesin. Korkulu anılarınız ziihninize bir inme misali çökerken, bir daha mutlu olamayak hissi tüm bedenizi kaplar. Çok şey gören çok etkilenir, çok bilen çok yanılır gibi. Korkunuz çoksa sizi çıkmaza sokma dürtüsü de o kadar kuvvetli olur ve belki de bir bayılma seansı yaşarsınız ve sonra da. Güle güle ruhum." demişti şok etkisi yaratan bir ses tonuyla. Korkudan kasılan öğrencilerini süzerek "Her şeyin bir çözümü vardır, ölüm hariç. Daha demin arkadaşınızın eksiksiz anlattığı gibi ki bundan dolayı binasına 10 puan kazandırdı ve tabi 5 puan da ukala olduğu için kaybetti. "

Bir süre havadaki gerginliğin artmasını istediği için ayaklarını sallayarak masada oturup havada küçük helezonlar yaratan Maestro asasının hızlı bir hareketiyle duvarda koca bir delik açmıştı büyük gürültü ve yeşil bir ışık eşliğiyle. Yere düşen hamam böceğine bakarak "Böceklerden nefret ederim. Evet.. Patronus büyüsü Ruh Emicilerden sizi koruyacak olan kalkan büyüsü. Sizi oldukça iyi ve ruhunuzu güçlü hissettire bir anı seçmelisiniz bu büyüyü yaratmak için. Bu anılar genellikle mutlu anılardan çıkar. Anı derken yaşamış olmanız gerekmiyor, bir hayalinizde olabilir. Sizin en içten isteğinizi gerçekleştiğinin görüntüsü. Kelid aynasına baktığınız da yakalayacağınız görüntü gibi de olabilir. " diye anlatmaya devam ederken bir kız sesi duydu kısık bir şekilde kullağına gelen ama onun konuşmasını engelleyecek ve dikkatini çelecek kadar da yüksekti. "Anlayamadım?" demişti sınıfta kimin konuştuğunu aranarak. "Dedim ki bu büyüyü öğrenmek için iki senemiz daha yok mu? Yedinci sınıf konusu olduğunu biliyordum?" demişti soru sorar bir şekilde. İnce bir gülümsemeyle "Çok şey biliyorsunuz küçük hanım ama haklısınız yedinci sınıf konusu. Lakin ne zaman öleceğinizi bilmediğiniz gibi karşınıza ne zaman bir ruh emici çıkacağını da bilemezsiniz tabi br görücü değilsen. Görücü müsün?" demişti gözlerini kısarak. Elindeki tüy kalemi tatmin olmamış bir ifadeyle sıraya bırakıp konuşmaya başlayan cüretkar öğrencisine düşünceli bir şekilde bakıyordu Maestro; "Bakanlığın emrinde olan bir yaratığın karşımıza ne ara çıkacağını merak etmiyor değilim doğrusu..." demişti kendinden emin bir şekilde. Profesör mantıklı olan bu cümleyi onaylarmış gibi kafasını sallayarak "Doğru bir tespiti tıpkı benim neden çoğunuzun ölüm yiyen babasının yakalanmadığını merak etmem gibi. Doğru, tabi Ruh Emicilerin kendi iradelerinde de hareket edemeyeceğini sananlar için. Sanıyor musunuz ki dünya çok güzel, onlar halinden o kadar memnun. Tatmin edilmediklerinde hiç ayaklanmadıklarına da eminsindir sen? Bir de onların iç güdülerinin önüne geçebildiklerine. Oo! Pardon unuttum sen bir beşinci sınıf öğrencisisin ve seni gördüklerinde bu kıyası yaparlar eminim." demişti dalga geçer bir ciddiyetle.

"Aslına bakarsanız yaşayıp yaşamayacağınız umurumda değil ya da bu büyüyü öğrenmeniz. Okul bana bir müfredat vermediği için ne anlatacağımı bilemedim ve Ruh Emicilerin ilgi çekici olduklarına karar kırdım. Burada patron ben olduğuma göre yapacak tek şeyiniz var, o da durup iyi bir anı bulmak kendinize. Sadece birkaç dakikanız var." demişti Maestro. Masanın üzerinden inip sandalyesine doğru yeltenirken arkadan gelen öğrencinin sesiyle iflah olmaz bir yapıya sahip oldukları için sinirle kafasını iki yana sallayarak "Sizi dinliyorum?" deyip arkasını dönmüştü yavaşça. "Olmayan bir şeye karşı bir büyü yapmamızı mı istiyorsunuz yani?" demişti biraz önceki asi genç. Önüne gelen sorunun saçmalığına şaşıran Maestro "Hayır, Ruh Emiciler diye bir şey olduğu için olmadığını öne süremezsin." demişti gayri ciddi bir mimikle. Çocuk ciddi bir sesle "Neden bahsettiğimi biliyorsunuz? Herhangi bir Ruh Emici olmadna nasıl odaklanmamızı bekliyorsunuz?" demişti sorgular bir sesle. "Hey, ufaklık ağır ol bakalım. Nerede ve kiminle konuştuğuna dikkat etmediğin için beş puan daha gitti binandan. Saçma soruna gelince her nekadar seksi, yakışıklı ve bir o kadar da zeki ve becerikli olsam da sana şuan bir Ruh Emici yaratamayacağım kesin. Oradan Ruh Emici terbiyecisine mi benziyorum? Elbetteki boşluğa yapacaksın büyüyü, burada bir Ruh Emici olması hepimiz için tehlikeli." demişti hızlı bir şekilde konuşarak. Öğrenci durmaksızn "İyi ama-.." diye araya girerken Maestro lafını keserek "Büyülü sözler Expecto Patronum ve sen mutlu bir anı bulmuş gibi görünüyorsun, tahtaya." demişti sert bir komutla. Sıkıla sıkıla tahtaya gelen öğrenci "Bu büyü için kendimi hazır hissetmiyorum." deyince Profesör gözlerini kısıp dudaklarını şaplatarak "Öyle mi? Karşı çıkarken gayet hazır görünüyordun oysa ki." demişti. Öğrencinin hoyrat yapısı onu hemen cevap vermeye zorluyor gibiydi; "Ne yani bir şeyleri merak ettiğim için bir çeşit cezaya mı çarptırıldım?" diye sormuştu isyankar bir şekilde. "Hadi ama... Mızıkçılık mı yapacaksın?" deyince Maestr öğrencinin şaşkın bakışlarına maruz kalıp suratına ciddi bir ifade yerleştirdikten sonra "Gördün mü, oyun oynamadığımın sende farkındasın. Bir şeyleri merak etmedin beni sorguladın. Ayrıca bu bir ceza değil, o kadar acımasız değilim. Sanırım daha acımasızım." demişti kaşlarını kaldırarak cehenneme hoşgeldin bakışı atıp.

"İlk önce sana nasıl yapacağını şöyle bir gösterim.- dedikten sonra asasını kaldırarak - İlk olarak anına odaklanmalısın, gerçekten gücü kalbinde hissetmelisin, evet benim de kalbim var. Sonra da-Expecto Patronum!-" demesiyle asanın ucundan parlak beyazca bir ışık çıkarak odayı kapladı ve daha sonra gümüşi bir renkte parlak bir Griffin'e dönüştü. "Açıkcası seni boğmanın hayalinin bu kadar iyi sonuç vereceğini düşünmemiştim." dedi ve pis bir şekilde gülümsedi. Sonra aklına gelen bir fikirle gözleri bir anda parladı ve "Hemen gelicem kimse kıpırdamasın. Madem bir ruh emici istiyorsunuz, daha önce kullanılmış olan taktkleri kullanmakta bir sakınca olmadığına eminim." diyerek kapıya doğru ilerleyip derslikten ayrılmıştı. yaklaşık beş dakika sonra geri döndüğünde arkasında bir sandık onu takip ediyordu. "Umarım sağlam bir anı bulmuşsundur, bayılırsan ayıltmayabilirim.- deyip sandığı tahtanın önünde durdurmuş ve -... herkesin böcürtlerin ne olduğu hakkında bir bilgisi olduğunu varsayıyorum ki o yaratıkları da ben anlattığım için bildiğinize eminim." deyip onaylayan bakışları gördükten sonra "Sandığın içinde bir böcürt var ve kapağı açtığımda onun bir Ruh Emiciye dönüşmesini sağlayın sonra da patronusu yapın. Ondan önce siz sıralarınızdan kalkıp onları kenara iterken bende bolca çikolata bulayım. Malum endorfine ihtiyaç duyacaksınız." deyip asasının bir ucuyla masanın üzerinde birkaç kare çikolata yaratmıştı. "Hadi ama benim işim çoktan bitti bile. Fazlasıyla uyuşuksunuz." deyip bir asa hareketiyle tüm masaları ve sıraları kenara çekmeyi başarmıştı. "Ben mükemmelim." deyip gülümsedikten sonra asasının bir hareketiyle de sandığı sınıfın ortasına getirdi. "Herkes sıraya girsin ve sırayla büyüyü denesin.." dedi ve duvarın birine yaslanıp öğrencilerini izlemeye koyuldu. Müdahale edilmesi gereken yerlerde özellikle biraz beklerken sadisliğini ortaya çıkarmak için pek de uygun bir yer olmadığını bir öğrenci gerçekten bayıldığında anladı ve dersi sonlandırdı. Öğrencisini ayıltmayı başardıktan sonra ona bolca vermek suretiyle diğerlerine de biraz çikolata verdi ve sınıfı kapattı.'

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Ruidoso de'Maréa
Müdür Yardımcısı & SYB Profesörü
Müdür Yardımcısı & SYB Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 153
Kayıt tarihi : 13/11/10

MesajKonu: Geri: Conan   Salı Ara. 07, 2010 8:50 pm

Uzun ve ilerledikçe bir tiyatro metnine dönüşen bir rp. O yüzden içgüdüsel midir nedir araları atlar oldum sona doğru. Genel olarak ufak bir iki hata dışında hata da göremedim.

Seviyeniz Efsane

İyi Eğlenceler

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Conan
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Legend Of Magic :: Başlangıç :: Rol Oyunu :: 
Seviye Alımı
-
Buraya geçin: