AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap



Legend Of Magic'e hoşgeldiniz! Sizleri aramızda görmekten çok memnunuz. Sitemiz bilindiği gibi bir rol oyunu sitesidir. Karakterinizi yaratmanızın ardından aramızda rol oyunu yapabilirsiniz. Sitemizin kurgusu ve sistemleri tarafımızca hazırlanmıştır. Her türlü sorununuzda bize ulaşmanız ve eğlenceli dakikalar geçirmeniz dileği ile.

LoM Yönetimi Sihirli Günler Diler.





















00 | 00 | 00 | 00





Paylaş | 
 

 CelestineTrussoni.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Celestine Trussoni
Ravenclaw V. Sınıf
Ravenclaw V. Sınıf


Mesaj Sayısı : 3
Kayıt tarihi : 12/12/10
Taraf : Tarafsız.
Soy : Trussoni.

MesajKonu: CelestineTrussoni.   Paz Ara. 12, 2010 5:21 pm

Odanın kapısını çarptığı gibi evin giriş kapısına koştu. Arkasından gelen bağırışları duyabiliyordu ama mümkün olduğunca zihninden uzaklaştırdı tüm sesleri. Koştu, yoruluncaya dek koştu. Aslında tek umudu ağlayamayacak kadar yorulabilmek ve ardından durduğu yerde her şeyi sakince düşünmekti ancak bunu yapamayacağı kısa bir süre içinde anlaşılmıştı. Karanlık ve ıssız sokaklardan birine saptı ve kirli duvara dayadı sırtını. Çıplak teni taştan gelen soğuğun etkisiyle pütür pütür oldu ve kız bunu önemsemedi bile. Sıcak ve soğuğu fark edemeyecek derece odaklanmıştı. Ne yapması gerektiğini adı gibi biliyordu elbette; değişmek. Mecburdu buna, ne kadar sevmese de, başka biri olmaya- fiziksel bir maskeye- şu anda her şeyden çok ihtiyacı vardı. Bunun tek sebebinin bir çocuk olduğuna inanmak istemese de gerçek sebep buydu. Çocuğun kendisine âşık olduğunu anlamasıyla partiden kaçması bir olmuştu. Kısa bir süre önce deli gibi arzuladığı ve flört ettiği çocuktan kaçmak zorunda hissetmişti kendini. Aşk. Korktuğu şey buydu. Âşık olmaktan korkuyordu genç kız. Aşkın acı olduğunu ve ne olursa olsun mutlu bir sona sahip olamayacağını öğrenmişti artık.

Sarışın çocuğun gece kadar koyu renkli gözlerinde gördüğü o tapınma ve şefkat kız için her şeyi anlatıyordu. Elbisesinin eteklerini toparlayıp yere çöktü, dizlerini çenesinin altına yasladı ve kollarıyla beyaz tenini sardı. Elbisesi neredeyse kalçalarına dek sıyrılmıştı, önemsemedi. Yalnız olduğunu biliyordu. Gecenin bu karanlık ve kötü saatlerinde etrafta –özellikle bu korkutucu sokakta- kimse gezinmezdi. İnsanlar yaşamaya başladıkları andan itibaren karanlıktan ve yalnızlıktan korkmuştu; bu güzelim sokak da bunu kanıtlıyordu. Mavi gözlerin kapattı ve başını dizlerine iyice bastırdı. Siyah gözler. Gözlerini hızla açtı ama yanaklarından akan sıcak yaşları durdurmaya çalışmadı. Boşuna bir uğraş olacaktı zaten ve o da bunu biliyordu. Düşüncelerini toparlamaya çalıştı. Zordu ama yeterince konsantre olursa başarabilirdi. Belki. Dudaklarını birbirlerine bastırdı ve bacaklarına dolanmış ellerini çözdü. Narin ve uzun parmakları çocuksu yüz hatlarında dolaştı, ağladığını gösteren tüm izleri sildi yüzünden. Boynunun iki kenarından aşağı inen saçlarını kabarttı; parti için düzleştirmişti doğal ve asi dalgaları. Başını duvara bastırdı ve gözlerini karşısında ki kapıya dikti. Bakıyordu ama görmüyordu. Düzeltiyorum; görüyordu ama kapıyı değil çocuğun mükemmel hatlara sahip yüzünü… Koyu sarı, birbirine karışmış ve terden ıslanmış yumuşacık saçlar. Pekâlâ, çocukla flört etmenin dışında ciddi anlamda oynaşıyorlardı, bu atlanmaması gereken bir ayrıntıydı. Elbette bu oyunlar sırasında fazlasıyla bağlanmıştı çocuğa ama o kızı daha fazlası olarak görüyordu; sevgili gibi. Kız bundan nefret ediyordu işte. Ona yaklaştığında tek amacı eğlenmekti, sıkıntılarını unutmak. Sarışın bunu bozmuştu. Aralarında ki sessiz anlaşmanın tüm kurallarını yıkmış ve âşık olmuştu. Dolgun dudakları tiksintiyle büküldü ve yeşile dönen gözlerini kıstı. Göz rengi değiştirmek hep yaptığı bir şeydi. Meta olmanın bir artısı. Duygularına göre rengini değiştirdiği gözleri öfke, tiksinti ve korku hissettiğinde zümrüt yeşili olurdu, tutku ve şefkat lacivert, mutluluk ve neşe buz mavisi. Aklı yine çocuğa kaydı. Genç adamdan etkilenmesinin sebebi siyahımsı gözleriydi. Görmeye alışık olmadığı bu renk ilgi çekiciydi kesinlikle. Tanışmaları bir havuz partisinde olmuştu. Her şey aklındaydı çünkü partiye ilk girdiğinden başka bir kızın maskesi vardı yüzünde. Kahverengi saçlarını koyu bir kızıl ve masmavi gözlerini zümrüt yeşili yapmıştı. İçerde Alex’i gördükten sonraysa tuvaletlerden birine dalmış ve gerçek kişiliğine dönmüştü. Ardından daha güzel görünmek için gözlerinin rengini koyulaştırmış, saçlarını altın sarısı tellerler donatmış ve dudaklarının rengini daha kırmızımsı bir tona getirmişti. İstediği ilgiyi çabucak çekmişti. Alex kızı elde etmek için uğraşmaya başlamıştı. Bunları düşünme seni salak! Sakinleşmek için kendi kendine konuşmaya başlamıştı. Derin bir nefes aldı ve ayağa kalktı. Bu sırada sokağın girişinden gelen ayak seslerini duyabiliyordu. Sesler kıza yaklaştı. Aklına gelen ilk şey bu sabah yolda gördüğü kızın kılığına girmekti. Neyse ki kolaydı bu. Saçlarının rengi kısacık bir süre içinde simsiyah, deniz mavisi gözleri zümrüt yeşili ve açık renk teni buğday rengine dönüştü. Kızın yüzüyle ilgili hatırladığı her ayrıntıyı kendi yüzüne aktardı. Mesela kızın alt dudağının sahip olduğu dolgunluk ve sağ kaşının yanındaki belli belirsiz ben. Elbisesi için bir şey yapamazdı; zaten bu elbiseden binlerce kişide olabilirdi. Sakinleşmeye çalıştı. Gelen büyük ihtimalle Alex’ti, zaten başka kim kızın ardından korkutucu sokağa dalabilecek özgüvene sahipti ki? Kendisine yaklaşan silueti, attığı her adımla daha net görmeye başladı. Dikkatini ilk çeken şey endişe ve öfke dolu gözler oldu. Yeşil gözler. Farkında olmadan derin bir nefes almış olduğunu o an fark etti ve dudaklarının arasından çıkan sıcak nefesin soğuk havada görünen izini hayranlıkla izledi. Bazı basit şeyler onu büyülüyordu ve o bundan vazgeçemiyordu. Aynı şey insanlar için de geçerliydi; karmaşık görünen ama aslında basit olan her şeye âşıktı Lex.

Kendisini izleyen adamın yüzünü daha dikkatle inceledi; dolgun dudaklar, mükemmele yakın yüz hatları, gece kadar siyah saçlar ve uğruna ölünesi kirpikler. Adam bir tanrı olmalıydı, antik yunan heykellerinden birinin beden bulmuş hali gibi görünüyordu zaten. Aşk tanrısının adı neydi? Eros mu? Venüs’ün oğlu olan ve çoğu zaman bembeyaz melek kanatlı bir bebek olarak tasvir edilen tanrı… Evet, adam bu kadar yakışıklıydı işte ve tanrı şahidimdir ki Lex bir an için zamanın durduğunu hissetti, gözlerinin rengini değiştirmesini engellemek için normalden çok daha fazla bir çaba göstermesi gerekti ama buna değerdi. Tanrı dudaklarını araladı ve kadifemsi sesiyle konuşmaya başladı. “Ne yaptığını sanıyorsun? Bu bir oyun değil!” Öfke. Çocuğun sesi öfke doluydu, Lex sadece sustu. Konuşmak tehlikeliydi. Gözlerini adamınkilere kenetledi ve öylece baktı. Adam sinirli bir kahkahayla cevapladı kızın sessizliğini. “Sana susmanı söylediğimde bunu yapacağın konusunda şüphelerim vardı… Ama anlaşılan bazen-“ Sustu. Dudaklarını birbirine kenetledi ve doğru kelimeleri ararmışçasına çevresine bakındı, gözleri yeşilin fazlasıyla koyu bir tonu haline gelmeye başlarken elini saçlarından geçirdi, ayaklarını yere bir kaç kez vurdu ve konuştu. “Bazen istediğim kadar uysal olabiliyorsun.” Adamın sesindeki karanlık şehvet ve gizli iğneleme Lex’in irkilerek geri çekilmesi için yeterliydi. Adamın gözlerinden aniden beliren acıma duygusu ve sevgi kızın içinden bir şeylerin kıpırdanmasını sağladı, yine de güzelim dudaklarının arasından çıkacak kelimeler belki de kızın kelimeleri olmayacaktı. Bilemiyordu ve bir şeylerden emin olamamak en nefret ettiği şeylerdendi. “Ne düşünüyorsun? Benim ne kadar pislik biri olduğumu mu?” Dudakları pis bir sırıtışla gerilirken genç kız dilini alt dudağında gezdirmemek için zor tuttu kendini. Adamın sesinde bir şeyler vardı ve bu gizemli karanlık kızı kendine çekiyordu. “Sana, ‘Bana Pierre Dupont’u anlat.’ deseler ne derdin onlara? Sence nasıl biriyim ben?” Gözlerinde beliren meraklı parıltı Lex’i derin düşüncelere itti. Adamın sıcacık elini kolunun üst kısmında hissettiğinde konuşmaya başladı. Düşünmeden, duraksamadan… “Senin gizemli olduğunu söylerdim. Dengesiz olduğunu da, ve elbette içinde karanlık bir şeylerin olduğunu. Yine de sevebildiğini söylerdim, tutkuyla sevebildiğini. Ama onları uyarırdım; ‘Dikkat edin Pierre’e, çünkü o insanları kullanmak konusunda tam bir ustadır.’ ” Kendi sözlerinin içinde kayboldu. Nasıl bu kadar çok şeyi söyleyebilmişti bu adama? Nasıl bu kadar kısa bir sürede onun psikolojik haritasını çıkabilmişti? Kahkahalar, gittikçe yükselen ve ardından öfkeye dönüşen, bir anlık eğlenmenin sonuçları. “Ah Erin… Sana bazen beni bile şaşırttığını söylemiş miydim?” Adamın sesi ne hissettiğine karar verememiş olmanın sıkıntısını yaşıyordu ve her saniye nefrete dönüşen bir aşkı içinde barındırıyordu. Güzel kız bakışlarını adamınkilerden kaçırdı ve az önce Alex’in mükemmel yüz hatlarını gördüğü binaya kilitlendi, içeride bir ışık yanıyordu ve pencerede bir karartı vardı. Kız derin bir nefes aldı, karşısında duran ve alıcı gözlerle kendisini süzen adamdan korkmaya başlamıştı. Yeşil gözlerde bir terslik vardı, bir muggleda olmaması gereken bir şey: Güç. Kızın gözleri ani bir farkındalıkla açıldı ve eli asasını hep koyduğu arka cebine gitti, elbise giydiğini ve asaya ihtiyaç duymadığını anımsadığında her şey için çok geçti; kendisine bakan adamın yüzü bir katilinkine dönüştü ve sıcacık eller kızın narin boğazında birleşti. Lex değişmeye uğraştı ancak düşünemiyordu, ayrıntılar beyninde dolanmıyordu. Adam kulağına yaklaştı ve müzikal bir sesle mırıldandı. “Artık benimsin, sadece benim ve üzgünüm bebeğim, ama Jace almak istediği canları geri vermez.” Kızın gözyaşları adamın ellerine damladı bir kısa bir süre sonra mükemmel esmer kızın yerini pürüzsüz teniyle ve masmavi gözleriyle nefes almayı bırakmış bir kız aldı.

Jace dudaklarında tatmin olmuş bir gülümsemeyle genç kızın bedenini süzdü; Lexie bedenini ona vermeyi reddettiği gün adamın gözünde bir ölü haline gelmişti ve şu anda beyaz elbisesi, açık renk teni, kusursuz gözleri ve kabarık saçlarıyla yerde yatıyordu. Dudakları hafifçe aralıktı, nefes almak için uğraşır gibi. Sarışın adam bakirenin dudaklarına hep vermek istediği öpücüğü kondururken arkasından yükselen sesleri duyabiliyordu. Muggleın birinden aldığı tabancayı kafasına yaklaştırdı ve yavaşça mırıldandı. “Yanına geliyorum, sevgilim.” Sokakta yankılanan silah sesi genç bir adamın, sahip olamadığı varlığı yok etmesinin pişmanlığını ve onunla bir gün tekrar buluşacağını bilmenin sevincini taşıyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Ruidoso de'Maréa
Müdür Yardımcısı & SYB Profesörü
Müdür Yardımcısı & SYB Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 153
Kayıt tarihi : 13/11/10

MesajKonu: Geri: CelestineTrussoni.   Paz Ara. 12, 2010 6:38 pm

Seviyeniz efsane

İyi eğlenceler

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
CelestineTrussoni.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Legend Of Magic :: Başlangıç :: Rol Oyunu :: 
Seviye Alımı
-
Buraya geçin: