AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap



Legend Of Magic'e hoşgeldiniz! Sizleri aramızda görmekten çok memnunuz. Sitemiz bilindiği gibi bir rol oyunu sitesidir. Karakterinizi yaratmanızın ardından aramızda rol oyunu yapabilirsiniz. Sitemizin kurgusu ve sistemleri tarafımızca hazırlanmıştır. Her türlü sorununuzda bize ulaşmanız ve eğlenceli dakikalar geçirmeniz dileği ile.

LoM Yönetimi Sihirli Günler Diler.





















00 | 00 | 00 | 00





Paylaş | 
 

 Jenny

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Bellatrix Jennifer Agusta
UBK Lideri
UBK Lideri
avatar

Mesaj Sayısı : 3
Kayıt tarihi : 17/12/10

MesajKonu: Jenny   Cuma Ara. 17, 2010 4:40 pm

1. Role
Play
Gecenin Sessizliği (Bölüm 1)

Ayın ve yıldızların masum gülümsemelerini
saklayan kara bulutlar, sokak lambalarının yanmamasından faydalanıp etrafı
kapkaranlık bir hale getirmişti. Hapishane etkisi veren balkon demirlerinin
ardında, eski bir sandalyeye oturmuş olan Jenny, loş bir ışıkla etrafını
görmeyi başarabiliyordu. Üzerindeki v yakalı pembe elbisesi de ona güzel bir
görünüm veriyordu. Aslında balkonu küçük ve sevimliydi. Tabi etrafa saçılmış
olan kâğıtları görmezden gelirsek... Kendisinin şu günlerde hiçbir şeyi
takmaması gibi bu kâğıtlara da aldırış etmemesi şaşılacak bir konu değildi
aslında. Bir kaç gündür evinin karşısındaki boş villaya odaklanıyor, gözlerini
oradan ayırmıyordu. Kendisinin hoş karşılamadığı bu villa, eski olduğunu her
haliyle belli ediyordu. İki katlı olan bu villanın bütün camları sokak
çocukları tarafından kırılmıştı. Duvarlarının boyaları dökülmüş ve üzerine
kırmızı boyalarla bilmediği bir dilden yazılar yazılmıştı. Janny'nin dikkatini
çeken tek şey ise, evin kapısının açık olmasına rağmen kimsenin içeriye girmeye
cesaret edememesi olmuştu. Aslında gerçekten de tuhaftı. Girmek isteyen kişi
kapıya kadar geliyor, sonra bir an da geri dönüyordu. Ve kimseye bir şey anlat
istemiyordu. Tuhaftı. Çok tuhaf...


Janny ağaçları sallandırmaya başlayan rüzgârla
bir anda irkildi. Yüzüne adeta bir deniz dalgası gibi çarparak saçlarını
dalgalandıran rüzgâr, sanki onunla oyun oynuyordu. Oturduğu sandalyeden
kalkarak balkon demirlerine doğru sakin adımlarla ilerledi. Bir an için ayağına
takılan kâğıt parçası neredeyse onu düşürüyordu. Küfrü basarak, rüzgârın
etkisiyle ağzına girmek üzere olan saçlarını, elleriyle sakince düzeltti. Ve
tekrar gözlerini bugün için son bir kez villaya doğrultu. Büyük bir gürültüyle
yere düşen sandalyeye baktı. Büyük ihtimal rüzgârın gücüyle düşmüştü. Kafasını
tekrar kırılmış camlı pencereye doğrulttu ve gördüğü karartıyla çığlığı bastı.
''Aman Tanrım. Bu da neyin...'' Büyük bir şoka kapılmıştı ki sözlerini tamamlayamadı.
Ağzı açık bir şekilde geri geri ilerledi ve arkasındaki duvara kendisini
yapıştırarak sımsıkı tutundu. Gördüğü karartı hızlıca pencereye yaklaşıyordu.
Hayır. Belki de Jenny 'e yaklaşıyordu. Kim bilebilirdi ki? Derin derin nefes
alıp vermeye başlayan Jenny aniden büyüyen karartıyla gözlerini birden kapattı.
Hissedebiliyordu. Gördüğü şey sanki yakınlarındaydı ve onunla birlikte nefes
alıp veriyordu. Etrafta küçük bir hortum oluşmuş gibi kıyafetleri üzerinden
çıkıverecek gibi oluyordu. Konuşmak için ağzını açtı Jenny. Tam bir şeyler
söyleyecekti ki bir anda her şeyin eski haline döndüğünü anladı. Nefes
kaybolmuş, kıyafetleri düzelmişti. Göz kapaklarını kaldırdı. Şöyle bir etrafına
baktı. Loş ışık sönmüş, balkonda ne bir kâğıt ne de eski bir sandalye kalmıştı.
Hepsi yok olmuştu. Kendisini çok yalnız hissediyordu. Şimdilik tek yapabileceği
yatağına gidip bugünü üzerinden atmaktı. Tabi ne kadar atabilirse...


Sabahın Çağrısı (Bölüm 2)

Güneşin eşsiz güzelliği kendini belli
ederken, Jenny gece uyuyamamıştı. Bütün geceyi neredeyse balkonda geçirmiş
olmalıydı ki hala balkondaydı. Ama bu sefer boş betonun üzerine serilmişti.
Gözlerini fal taşı gibi açmış, yukarıdaki tavana bakarak yatıyordu. Gözleri
hafiften şişti ve açlık belirtisi kendini gösteriyordu. Üstündeki v yakalı
pembe elbise tozları toplamıştı ve kötü bir görüntüye yelken açmaya başlamıştı.
Bir anda villadan gelen uğultuyla irkildi. Yattığı yerden kalkarak bakışlarını
villaya doğrulttu. Belki de gidip araştırmalıydı belki de gidip gizemi
çözmeliydi. Ama bu tehlikeli olabilirdi. Hatta hayatına mal olabilirdi. Sanki Jenny
buna aldırış etmiyordu.
''Eğer korkuyorsam bu
benim sonum olur. Cesaretli olursam yeniden doğarım.''
diyerek hızlı bir şekilde evine girdi.

Daha bir dakika bile geçmemişti ki kendini
balkonunun önünde buldu. Şimdi villanın karşısındaydı ve villa onu bekliyordu.
Cesaretlenmiş olduğu her halinden belliydi. İlk olarak bir iki adım atarak
ilerlemeye başladı. Korkmaması gerektiğini düşünerek adımlarını hızlandırdı ve
çok geçmeden villanın kapısının önüne geldi. Kapı açıktı ve üzerindeki yazıyı
okumaya başladı.
''Buraya ölüm seni
çağırıyorsa gel. Eğer çağırmadan gelmişsen ölüm zaten seni bulmuş demektir.
Unutma sonun çok yakın''
Jenny 'nin yüzü
sarımsı bir hal almaya başlamıştı. Elleri titriyor ve çok korktuğu belli
oluyordu. Adımlarını geriye çekmek istedi bir an için. Ama yapamadı, sanki onu
içeriye çeken biri vardı. Korkunçtu. Bu hayatında hissettiği en iğrenç
duyguydu. Yapabileceği hiç bir şey yoktu. Eğer ölüm vakti gelmişse bugün de
ölebilirdi yarın da. Adımlarını ileriye doğru yönelterek kapıyı ardında bıraktı
ve içeriye girdi. İçerisi acayip tozluydu ve yerlerde çocukların camları kırmak
için kullandığı taşlar vardı. Aynı dış duvarlarda olduğu gibi içerideki
duvarlarda da kırmızı renkte anlamlarını bilmediği yazılar vardı. Bu katta
sadece bir oda vardı ve kendisi o odanın içindeydi. İlerde, alt katla üst katı
birleştiren merdiven vardı. ''Tak'' Aniden büyük bir gürültüyle irkilen Jenny arkasını
döndü ve kapının kapandığını gördü.
''Hayır!
Buradan çıkmalıyım.''
diyerek bağırdı.
Koşarak merdivenlere ilerledi. Merdivende korkuluğun olmaması çok şaşırtıcıydı.
Acaba bu evde hiç küçük çocuk yaşamamış mıydı? Belli ki bu Jenny 'e de tuhaf
gelmişti. Tuhaf olan bir şey daha vardı. Merdivenlerin basamaklarındaki kırmızı
boya lekeleri. Jenny adımını attıkça boyalar ayağının altına yapışıyordu ve
ilerlemesini engelliyordu. Güçlükle merdivenleri de atlatan Jenny ikinci katta
da tek oda olduğunu görünce çok şaşırdı.
''İnsanlar
hiç tuvalet banyo kullanmıyorlar mıydı?''

Bir an için başka tarafa bakan Jenny 'nin gözüne köşedeki kırmızı boyalı bıçak
takıldı. Bir dakika...


''Bu kırmızı boya değil! Bu... Bu... Kan !''

Beyninden çarpılmışa dönen Jenny geriye doğru
adımlarını atmaya başladı. Ayağı bir an için merdiven boşluğuna geldi ve
kendini tutamayarak hızlı bir şekilde başını betona ve betondaki taşlara
çarptı. Midesi bulanıyordu ve kendisini ölü hissediyordu. Yavaşça doğruldu ve
kustu. Ama bildiğimiz türden değil o artık kan kusuyordu. Pembe kıyafeti şimdi
kırmızı bir görünüm almıştı. Göz kapaklarını ne kadar açmaya çalışsa da olmadı.
Hiç bir şeye hükmü geçmiyordu artık. Çünkü o artık bir ölüydü. Cesaret bulduğu
söz onun yaşamasına değil ölmesine neden olmuştu. Ama ne olursa olsun o
hayatını çok mutlu bir şekilde geçirmişti. Ve yeni hayatı da mutlu ve huzurlu
olacaktı. Daima...




2. Role Play
Etraf hiç olmadığı kadar sakindi. Acımasız rüzgârların
sesi kulaklarımı tırmalıyordu. Üzerimde çoğu yeri yırtılmış, siyah bir elbise
vardı. Durumuna bakılırsa pek elbiseyi andırmıyordu, daha çok sokak çocukların
giydiği kıyafetlere benziyordu. Zaten içindeki ben de pek ben değil gibiydim.
Yorgun bir vaziyette, kaldırımları kırılmış, yıkık dökük evlerin olduğu bir
sokaktan geçiyordum. Karanlığın beni sürüklemesiyle gelmiştim bu yere. Neden
burada olduğumu bilmeden amaçsızca yürümem bir yana, nasıl kurtulabileceğime
dair o aptal düşünceleri kafamdan atmaya çalışıyordum. Hava gittikçe kararıyor
gece adeta beni içine çekiyordu. Bir süre sonra önümü göremez hale geleceğimi
bile bile, yardım çağırmayı reddediyordu beynim. Benliğime söz geçiremez
durumdaydım. Adım atacak halimin kalmamıştı; kendimi yere bıraktım. Hızlı
bırakmanın etkisiyle belime aldığım darbe canımı yakmıştı. Ama yine de ayakta
durmaktansa, yerde acı çekerek yatmak çok daha huzur vericiydi. Gözlerimi
açtığımda gördüğüm tek şey gökyüzü olmuştu; yıldızlarla dolu. Her şeyden
uzakta, bambaşka bir dünya; gökyüzü. Kötülüklerin olmadığı, sadece kendinle baş
başa kalabileceğin bir yerdir orası, çoğu iyi insanın hayal ettiği… Bir süre
sonra tekrar gözlerimi kapattım. Geceyi burada yatarak geçirmek istiyordum.
Rahat değildi belki; ama, bir süre düşününce, uzaktı her şeyden, herkesten…
Sessizliği dinlemek ninni gibi geliyordu. Neredeyse uykuya dalmak üzereydim ki
bir sesle irkildim: ''Janny !''
Kimdi
o? Üstelik de bu yerde. Her kimse tam kafamı dinlemeye başlamışken, nasıl
oluyor da rahatımı bozabiliyordu? Sinirle ayağa kalktım.
‘''Kimsin !’’ diyerek şiddetle bağırdım. Hafif uyku sersemliği ile tam
olarak göremiyordum. Tek farkında olduğum birinin bana yaklaşmakta olduğuydu.
Aniden bir el hissettim kolumda. Yavaşça bedenime yayılan bir sıcaklık, daha
sonra da gözlerimde beliren masum bir yüz. Süzdüm boydan boya, tam olarak nasıl
vaziyette olduğunu göremiyordum ama kim olduğunu bulmuştum.
‘’Norm. Yine mi? Tanrı aşkına, tek olduğum zamanlarımda
yanımda olmak zorunda mısın?’’
Gülümsedim. Hoş
geldin dercesine sarıldım ilk önce, sonra yanağına ölüm soğukluğu kadar soğuk
küçücük bir öpücük kondurdum. Konuşmasını beklediğimi anlaması için gözlerine
baktım. Siyah gözleri susmak konusunda ısrarlıydı. Neredeyse duyulmayacak bir
ses tonuyla oturmasını söyledim. Kendim kaldırıma otururken onun da yanıma
oturuşunu izledim. Sıradan Norm hareketleriydi. Alışmıştım, belki de bilmediğim
ve yakın zamanlarda alışacağım davranışları olacaktı. Gözlerimi tekrar
karanlığa diktim. Gerçekten de beni burada bulması şaşırtıcıydı. Kimseye haber
vermeden çıkmış, iz bırakmadan ilerlemiştim. Ya da en azından ben öyle
sanıyordum.


Norm; kaybetmek istemediğim insanlar arasına girmişti
çoktandır. Bir kere sıcacıktı; tavırları, konuşması, daha doğrusu kendisiyle.
Seviyordum onu işte. Bambaşka biriydi benim için, eşi olmayan bir insan
denilebilirdi. Bu tip şaşırtmaları hoşuma gidiyordu. Daima yanımda olacağını
belli edercesine, beklenmedik anlarda çıkıp geliyordu. Her kişinin onun gibi
birine ihtiyacı vardı. Kendi düşüncelerime gülümsedim.
‘’Bütün gece boyunca konuşmayı düşünmüyor musun?’’ Başım öne doğru eğilmişti. ‘’Yorgunsun.
Üstelik çok kötü görünüyorsun, buradan gitsek iyi olacak.’’
diye tepkisini gösterdi. Yorgun olduğumun göze bu kadar
battığını bilmiyordum. Ne cevap vereceğimi bilemedim. İstemsizce buraya
gelmiştim fakat şimdi hiç gitmek istemiyordum. Adımlarımı o lanet şehre doğru
atmaktan nefret ediyordum. Benim dünyam karanlık köşelerdi, sessiz yerler,
yalnızlık dolu…
‘’Sen git. Kalmak istiyorum
karanlığımla. Anlıyor musun?’’
dedim ve bütün
bedenimi boşluğa bırakırcasına uzandım kaldırıma. Norm’un kalkışını gördüğümde
gidip gitmeyeceği konusunda tereddüt ettim. Gideceğini sanmıyordum ama her
ihtimali göz önünde bulundurmalıydım. Uzun uzun baktı ilk önce. Kaldırıp
götürme ihtimali kahkahaya boğdu beni. İçten bir şekilde gülümsemeyi bütün
yüzüme dağıttım, sokak adeta sesimden çınlamıştı. Oysa ben takmıyordum bile, hala
gülüyordum -nedenli veya nedensiz- kimse de umurumda değildi. Norm bir anda
elimden tutarak aniden beni kendine doğru çekti. Bir kaç saniye yerde
süründükten sonra ayağa kalktım. Bu olay bana ayakta duracak halim olmadığını
göstermişti, kendime hâkim olamayarak tekrar yere yığıldım. Karanlıktı
nedeni.
Günden güne güçleniyordu, bu da beni halsiz bırakıyordu doğal
olarak. Yine aklıma bin bir türlü düşünce doluşmuştu. Yapacak hiçbir şey
kalmamıştı acımasızlığa karşı. Günden düne benim de öldüğümü biliyordum.
Gülerek verilen tepkiler bile artık olumlu cevap vermiyordu kimseye. Bütün
dünyayı etkisi altına almayı başarmıştı; kötülük. Bizimse
yapabileceğimiz şey oturup beklemekti; ölümü, sessizce...


Bir süre sonra gecenin ürkütücülüğü, etrafın
durgunluğu beni boğmaya başlamıştı. Bunalıyordum. Nefes alımlarım, kalp
atışlarım hızlanmıştı. Adeta derin bir suyun altına havaya doğru çıkmaya
çalışıyordum. Ama kurtulmuş sayılırdım, Norm sayesinde. Korkunç bakıyordu bana,
sanki karşısında ölü bir ceset yatıyordu. Kolumu omzuna atarak kaldırmıştı
beni. Yürütmeye çalışıyordu pes etmeden. Yapacak hiçbir şeyim olmamasına
rağmen, gücümü toplamaya çalıştım. Sırf ona yardımcı olabilmek için atamadığım
adımları daha hızlı atmaya çalıştım; kısacası imkânsızı yapmayı denedim. Denedim,
olmadı. Bütün ağırlığımı Norm'a yüklemiştim. Başım omzuna düşmüştü, bir anda
öleceğimi hissettim. Evet, öldüğümü. Göz kapaklarım daha fazla
dayanamadı, yarı kapalı vaziyeti gittikçe tamamen kapanmaya başlamıştı.
''Bırak, ölüyorum ben'' fısıldadım.
Duyup duymadığından emin olamadan, belki de son sözlerimi söyledim. Beni
bırakmadan olduğu yere oturdu. Otururken başımı bacağına yaslamış, beni de
yatırmıştı. Karanlık beni resmen yatalak bırakmış gibiydi. Ayakta bulamadığım
mutluluğu yatarken bulabiliyordum, bulabildiğim kadarıyla. Norm'a baktım,
alışmışçasına gözleri bana bakıyordu. Birçok kişiyi kaybetmenin verdiği
rahatlık vardı sanki üzerinde. Ne yapacağını biliyor haldeydi. Ben ölecektim ve
o da beni tıpkı diğerleri gibi gömecekti toprağa. Sonra sonsuza dek
Aydınlık'ıma kavuşacaktım, onun da yanıma gelmesini bekleyecektim usanmadan.
Son kez gözlerine bakarak gülümsedim. Onunda gözleri dolmuştu. İlk defa Norm'u
ağlarken görüyordum. Hâlbuki ağlamamasını söylemeyi o kadar çok isterdim ki.
Sözler dökülmedi ağzımdan, ne yazık ki çıkmadılar. Ellerimle yavaşça başını
kendime yaklaştırdım. Son kez yanağından öptüm. Öpmem bittiğinde ise çoktan
ruhum bedenimden ayrılmıştı. Şimdi ruhumla yaşıyordum, onunla sonsuz olmayı
başarmıştım. Norm'un ruhumu göremediğini biliyordum, havaya doğru yükseldim.
Beni duymayacağını bile bile konuştum.
''Bedenimi
götür Norm. Dilediğin yere.''
Peki ya
ruhlar ağlar mıydı? Ben, yaşarken yapamadığım ağlamayı şimdi yapmak istiyordum.
Bir anda gözüm karşımda duran iki bedene takıldı; o ve ben. Kucaklamıştı Norm
beni, alıp bedenimi götürüyordu. Karışıyordu karanlığa. Arkalarından baktım
uzun süre, doyasıya. Tamamen kayboldular, tek duyabildiğim ayak sesleriydi.
Daha fazla dayanamayacağımı bilerek beni almalarını söyledim ölümsüzlere. Ruhumu
dünyadan uzaklaştırmalarını
. Ve yok oldum bu fani dünyadan. Artık Sonsuz
Aydınlık'ın Bekçisi idim ve sonsuza dek Norm'un gelmesini bekleyecektim.




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Ruidoso de'Maréa
Müdür Yardımcısı & SYB Profesörü
Müdür Yardımcısı & SYB Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 153
Kayıt tarihi : 13/11/10

MesajKonu: Geri: Jenny   C.tesi Ara. 18, 2010 12:09 am

Seviyeniz Efsane

İyi Eğlenceler

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Jenny
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Legend Of Magic :: Başlangıç :: Rol Oyunu :: 
Seviye Alımı
-
Buraya geçin: