AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap



Legend Of Magic'e hoşgeldiniz! Sizleri aramızda görmekten çok memnunuz. Sitemiz bilindiği gibi bir rol oyunu sitesidir. Karakterinizi yaratmanızın ardından aramızda rol oyunu yapabilirsiniz. Sitemizin kurgusu ve sistemleri tarafımızca hazırlanmıştır. Her türlü sorununuzda bize ulaşmanız ve eğlenceli dakikalar geçirmeniz dileği ile.

LoM Yönetimi Sihirli Günler Diler.





















00 | 00 | 00 | 00





Paylaş | 
 

 ignatius a.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Ignatius Asjuëd
Gryffindor IV. Sınıf
Gryffindor IV. Sınıf


Mesaj Sayısı : 3
Kayıt tarihi : 18/11/10

MesajKonu: ignatius a.   Perş. Kas. 18, 2010 10:08 pm


...
- Bak, bilmiyorum William, bilmiyorum. ...ya da anlatamıyorum sana bunu.
- Kandırma beni Ignatius, bildiğini biliyorum.
- O zaman sormana gerek yok!

Bu hafif atışmanın ardından kumral çocuk elindeki kalın kitabı masaya çarptı ve diz kapaklarının arkasıyla oturacağı tabureyi kaydırdı. Gözleri büyümüştü. Bu perçemleri yüzünden diğerleri tarafından farkedilemese de resmen devdiler. Cüpperinin sağ tarafını önüne getirdi ve hızlı adımlarla kütüphaneden çıktı. Sağ eliyle çenesinde ergenlikle beraber oluşan ayva tüylerini ovdu, biraz sertti ve çenesinin de hareket etmesine sebep olmuştu. Kütüphaneden çıkmadan önce cebine sıkıştırdığı parşömen ve tüy kalemi hissedebiliyordu. Şimdiki ders neydi? Karaklık Sanatlar. Tam adı kesinlikle bu değildi, onu ilgilendiren tarafı buydu ama. Düşünsenize, Karanlık sanat denilen kavramın küçük zihinlerde oluşmadığını bilerek öğretilen savunma kime ne yarar sağlayacak? Bu derse girmeden önce zihninde hep bu sorular birbiriyle savaşıyordu. Koridordan sağa saptığında kolunda bir el hissetti, onu kavramıştı sıkı sıkı. Ignatius, sağ kaşını kaldırıp 'Ne var? mesajını sessiz bir şekilde iletti çocuğa. Çocuk diye düşündüğü de ondan bir yaş küçük binadaşıydı. Ondan birkaç santimetre kısa ve limon suyuyla sarartılmışa benzeyen saçlarıyla sarışın çocuğun gözleri heyecandan parlıyordu. -Her şey tamam, tüm mumlar hazır, sadece beklemek kaldı! Bu kadar heyecanlanıcak ne vardı ki? Böyle bir durumda biri nasıl heyecanlanabilirdi? Olabildiğince korkmalıydı Ignatius'a göre. Kızların pijama partisi gibi eğlenceli olmayacaktı bu olay. Belki de büyü dünyasını değiştirecekti, belki de dalga konusu olacaktı. Gözlerini birkaç saniyeliğine kapatıp tekrar çocuğun yüzüne baktı. Sevinmekten çok itaatsizliğine sitemi vardı onun. -Ne bu heyecan? Pijama partisi falan mı sandın bunu? Yarı alaylı yarı kızgın sesi az önceki tartışmanın izlerini taşıyordu. Boğazını temizledi, -Üzgünüm Ali, böyle davranmamalıydım. Tamam, dersten sonra seni bulurum, bir şeyler daha eklemeliyiz. Ah, bak cidden üzgünüm tamam mı? Ali, Türk'tü; biraz alıngandı çünkü Türkiye denilen ülkelerinde pek de büyücü yoktu. Dolayısıyla o da bulanıklardan biriydi. Geçmişi çok karanlık sayılmasa da pek iyi zamanlar geçirdiği söylenemezdi. Bir dini inancı vardı, bu yapılacak olanlar ona göre günah sayılırdı. Hayır, tam anlamıyla günahtı. O sadece insanlarla anlaşmak için bunu yapıyordu. Ignatius, bunu düşünerek gülümsedi ve sırtına bir şaplak indirdi. İnsanları alttan almak, sorunları görmezden gelmek bazen her şeyi toz pembe gösteriyordu. ...ama asıl sorun, şimdiki dersin 'kasekase' olmasıydı. Merlinin donu adına! Hava dev soğuktu bildiğin, çenen titriyordu. Kollarını göğsünde kavuşturup yürümek onu top gibi gösterecekti, böyle ayrıntılara dikkat ederdi. Eh, cüppesinin önünü bağladı ve bildiği kısa yollardan dersliğe adım attı. Pek de kalabalık sayılmazdı; hatta neredeyse kimse yoktu. Bir esmer çocuk -ki gözleri renkliydi, Fransız erkeklerini andırıyordu ona, ama soyadından dolayı İngiliz olması gerekiyordu-, bir sarışın çocuk -o da hem İngiliz hem de İtalyan gibiydi, ilginç. Tipi ise tam bir Litvanyalı gibiydi-, soyadı McQueen olan bir kız -nereli olduğunu bilmiyordu ama öğrense fena olmazdı; onu cezbedecek güzellikteydi; gözleri harikaydı ve ellerine aşık olabilirdi. Kadınlarda en sevdiği yer ellerdi, bir Rus -ismi Nadia(?!)- ve yine nereli olduğunu bilemediği bir kız vardı. Kendine uygun bir sıra seçti ve cebindeki parşömeni çıkarıp latince bir şeyler karalamaya başladı. Aklı, aslında yakında gerçekleşecek olan bir olaydaydı. Aslında, heyecanlı mıydı? Basit bir olaydı ve gerçekleşmesi -belki de- imkansızdı. O yüzden hayallerin sınırlarını korumayı bilmeliydi. Sınıf yavaş yavaş doluyordu, Ignatius bunun farkında değildi, taa ki dersi onlara sunan profesör sınıftan içeriye girinceye kadar. Güneş, dağların arasında biraz daha kendini saklarken oda hafif kararmıştı. Loş da değil, farklıydı işte odanın ışığı. Ignatius profesörü görmek için kafasını kaldırdı ve onu incelemeye başladı. Hayır, bu doğru bir tabir değildi. Sadece, bilirsiniz, yeni kişiler farkedilmeli. Bayan onun boylarında ve sarışındı. Saçları küt kesim olduğu gibi uçlarından kıvrılıyordu. İnce ve ideal ölçülerindeydi. Bel kısmı ince, göğüs ve kalça bölümü vücudunu şekillendiriyordu. Vücuduna ve yine renklerine uyan elbisesi dizinde bitiyordu. Broşu ise güneşin son kalıntılarıyla odaya yansıyordu. Ellerini önünde birleştirdi ve -İyi akşamlar. Eminim ki sizi neden bir araya topladığımı düşünüyorsunuzdur. Geçirdiğimiz beş haftada az çok benim sıradan bir ders işlemeyeceğimi anlamış olduğunuzu umuyorum. İşte bugün, sıradanlığın kalıplarını kıracağımız gündür. diye hitap etti öğrencilerine. Ignatius'un özel sebebinden dolayı bu derslere girememişti. Özel, gerçekten özel ve ailesini kapsayan sebeplerdi. Burada, bu sıralarda oturduğuna minnettardı. Bundan dolayı da sınıf arkadaşlarını yeni görüyordu belki de. Şuan tanımadığı o kadar çok yüz vardı ki, hepsi gizli ve perdesinin kaldırılmasını bekleyen birer pencere gibiydiler. Sıradanlık, demek ki profesör farklı bir karaktere sahipti. Geçen seneki gibi garkenezlerle savaşıp, otlarla boğuşmayacaklardı. Bu, sevindirici bir haberdi kesinlikle. -Bana sorarsanız çok temel bir savunma konusunda hepiniz eksiksiniz. Bu sebepten birinci sınıftan yedinciye kadar herkesin bu derste olmasını istedim. Neredeyse bir saat önce düşündüğü konuların tam üzerine basıyordu Profesör Picard. Ah, soyadının nasıl telaffuz edildiğini bilmiyordu, kestiremiyordu. Tüm sınıflarla aynı dersi işleme konusu ona göre değildi. Hogwarts'ın kokusunu ilk kez içine çeken veletler sessiz, dört ve beşinci sınıflar ise gevezeydi. Tabii ki çömez olanlar birkaç aya kalmaz diğerlerine uyum sağlayacaklardı ama şimdilik bu uslu çocuk havalarını dağıtmıyorlardı. Profesör, sahneye benzer yerden adımlarını ayırmıştı ve adeta parkeler bu yalnızlığa gıcırdıyorlardı. Kalabalığa daha da yaklaştığında erkek öğrencilerin gerilediğini farkettim. Ben yine de gözlerimde profesörü takip etmekten başka bir şey yapmıyordum. Profesör dudaklarını araladığında erkeklerin zayıflıklarından bahsediyor, onları nasıl alt edebileceğinden bahsediyordu, kızların. E, haksız da değildi. Hele şu 16-15 yaşındaki bir erkeği alt etmek oldukça kolaydı. Profesör, sözlerini bitirdikten sonra sınıftan eş olmalarını istemişti. Pek bir kimseyi tanımıyordu Ignatius ve böyle bir hareket isteniyordu ondan. Yani, kızların erkekleri tahrik etmesi mi istemiyordu anlamıyordu ki? Resmen afallamıştı diğerleri gibi. Bazıları eşlerini o anda bulduğu gibi bazıları arda kalanlarla bakışıyordu. Hele küçük sınıfların ise bir şey anladığını sanmıyordu. Sınıftaki boşta kalan kızlara bakınıyordu, eğer izbandut gibi bir kızla raslaşırsa değil cilve konuşma bile yapmazdı. Buna karşın çok güzel bir kızda da dili tututabilirdi. Boğazını temizledi ve oturduğu yerden kalkıp sınıfta gezinmeye başladı. Bazı dördüncü sınıf kızlarının ona bakıp güldüğünü, gülümsediğini görebiliyordu. Hayır, bir dörde de sırnaşacak kadar düşmemişti. İlerledi, bakışlarının buluştuğu bir kıza emin adımlarla ulaştı. Kızın sarı dalgalı saçları incecik beline kadar uzanıyordu, renk tayfunu oluşturuyordu gözleri gözlerinde. Kaşları yay gibiydi, incecik ve özenle çizilmiş gibi. Yüz kıvrımları usta bir heykeltraş tarafından yontulmuştu. Kirpikleri rimelle desteklenmiş, gözlerinin altı sürmelenmişti. Belki doğaldı ama bu kadarı da fazlaydı. Adımları aralarındaki yeterli mesafeyi sağladığında hafifçe kafasını eğdi ve -Merhaba, Ignatius. diye selamladı sarışın kızı. Ondan uzun değildi, minicikti ve her an kırılabilir gibi gözüküyordu. Ravenclaw arması cüppesinde parlarken Ignatius'un yüzü ışıkla doldu. En azından Slytherin değildi, Slytherin ve Gryffindor arasında haşin bir rekabet vardı ama hep yeşiller kazanıyordu; lanet olsun ki. Kız şeker gibi sesiyle kendini tanıtırken hafiften renk değiştirmiş gibiydi. Duruşunu hiç değiştirmedi ve gözleri parladı. Ignatius elini uzattı, kızın ellerini hissetmek, kibarlığını ona göstermek için. Kız da bu harekete karşılık verince oğlan hafifçe eğildi ve kızın elini öptü. Dudaklarını değdirmek değildi bu. Ignatius dudaklarını araladı ve kızın teninde birleştirdi. Gözleri ise o yeşil gözlerdeydi. Çevresine bakındı, şimdi ne yapacaktı bilmiyordu. Tanımadığı birini nasıl etkileyebilirdi ki? Hele ki amaç etkilemekse her şey berbat olmayacak mıydı? Bunlar, içten gelen şeylerdi. Kafasını salladı ve aklına mükemmel bir fikir geldi. Dudağının sol tarafı bükülmüş ve gamzesi ortaya çıkmıştı. Asasını cebinden çıkarttı ve o anda dudaklarında latince harfler belirdi, asasının yarattığı etkiyle hoş bir dans müziği çalıyordu. Tonu hafifti ve herkesin duyabileceği bir düzeyde değildi. Ignatius şimdi dişlerini gösterecek bir şekilde gülüyordu, belki de sesli. Kız da ona karşılık gülüyor gibiydi. -Benimle dans eder misiniz Miss? Hafifçe eğildi ve kız kendini onun kollarına teslim etti. Sol eliyle kızı belinden kavrayıp kendine yaklaştırdığı gibi Sağ eliyle de kızın diğer elini kavradı. Sağ kolu uzanıyordu ve hafif dirsekten kırılmıştı. Çevresindekiler onlara göz attığı gibi kimi küçük sınıflar izliyordu. Adımları dansın ritmine göre değişirken kimi zaman kızı elinde döndürüyordu kimi zaman da onu kavrayarak ayaklarını yerden kesiyordu. Profesör yanlarından geçerken Ignatius'a göz kırptı, bu iyi olduğunun göstergesi miydi, yoksa?.. Ritim yavaşladığında Ignatius Lilith'i belinden sıkıca kavrayıp kolunda yatırdı, Lilith belinden kıvırırken bedenini, Ignatius onun dudaklarına doğru yaklaştı, aralarındaki uzaklık fazlasıyla azdı. Dudaklarını, sanki kızı öpecekmişçesine araladı ve yine kapattı, diğer bir erkeğe göre bu pozisyonda kızın dudakları kirlenmiş olurdu.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Stieg Huxley
Okul Müdürü
Okul Müdürü


Mesaj Sayısı : 11
Kayıt tarihi : 13/11/10
Soy : Safkan

MesajKonu: Geri: ignatius a.   Perş. Kas. 18, 2010 11:05 pm

Anlatımın güzel ve ilgi çekici olduğunu söylemeliyim. Renklendirmeyse temaya uygun bir havada verilmiş. İnsanı pek yormuyor. Ancak birkaç tane göze çarpan yazım hataları var.

••••• [Yazar]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://legendofmagic.yetkin-forum.com
 
ignatius a.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Legend Of Magic :: Başlangıç :: Rol Oyunu :: 
Seviye Alımı
-
Buraya geçin: