AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap



Legend Of Magic'e hoşgeldiniz! Sizleri aramızda görmekten çok memnunuz. Sitemiz bilindiği gibi bir rol oyunu sitesidir. Karakterinizi yaratmanızın ardından aramızda rol oyunu yapabilirsiniz. Sitemizin kurgusu ve sistemleri tarafımızca hazırlanmıştır. Her türlü sorununuzda bize ulaşmanız ve eğlenceli dakikalar geçirmeniz dileği ile.

LoM Yönetimi Sihirli Günler Diler.





















00 | 00 | 00 | 00





Paylaş | 
 

 Beljean ~

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Stanley Beljean
Sihir Bakanı Asistanı
Sihir Bakanı Asistanı
avatar

Mesaj Sayısı : 6
Kayıt tarihi : 20/11/10
Taraf : Aetas.
Soy : Melez.

MesajKonu: Beljean ~    C.tesi Kas. 20, 2010 12:17 am

Hiçbir anlamı yoktu. Kelimelerin, cümlelerin, satırların, hatta paragrafların bile... İki paragraflık bir özür mektubunun eline geçmesini isteyecek kadar sadist bir babası olabilir miydi? Belki de babası sandığı o masum, o yufka yürekli adam; aslında iki yüzlünün, aşağılık bir herifin tekiydi. Bunu bilemezdi. O kadar iyi tanıyacak kadar vakit geçirmemişti, babasıyla. Baba... O kadar yakın, ama bir o kadar da uzaktı bu kelimenin içerdiği anlama karşı. Ne tam olarak bir babam var diyebiliyordu, ne de tam olarak onu öldü sayabiliyordu. İkilemde kalmış bir ruh haline bürünmeyi sevmiyordu, tıpkı iki boyut arasında sıkışıp kalmış o içlerini gösteren şeffaf hayaletler gibi. Annesinin ölümünden sonra ortadan yok olan biri karşısındaki duyguları, her ne kadar onun genlerini de taşısa, yabancı birine olan duyguları kadardı. Sahi, annesinin ölümü neyi değiştirmişti? Baba dediği adam, bunun altından kalkamayacak kadar zayıf biri miydi, yoksa sadece yerin dibine geçen egolarını kaçarak mı tatmin ediyordu? Koruma duygusu, Dixielerin bütün fertlerinde görülen bir duyguydu. Duyguları olmadığı düşünülen aile fertlerinde bile bu duygu, gözle görülür biçimdeydi. Derin bir nefes vererek düşüncelerinden kurtulmaya çalışsa da bunda pek de başarılı olduğu söylenemezdi. O, Fransız adam aklının bir köşesinden fırlamış ve delirmişçesine yaşadığını, en azından hâlâ ölmediğini haykırıyordu. Düşüncelerinin yoğunluğundan olacak ki adımlarının nereye yöneldiğini henüz kavrayabilmişti.

Londra sokaklarında başı boş bir veledin gidebileceği pek az yer vardı ve tabii ki de bunlardan birisi Rainpard Mezarlığı değildi. Genelde on beş yaşındaki bir velet; hiçbir zaman sanat denilebilecek eserlerin halka açılmadığı sanat galerisine, düellodan çok dedikodu yapılan düello salonuna veya hiçbir zaman dolup taşmayan ve maçın oynanmadığı stadyuma gitmeyi tercih ederlerdi. Fakat Alain, bu standartlara girmiyor olacak ki, Rainpard Mezarlığı’nın girişinde dolanıyordu ve ne yapacağını çok iyi biliyor gibi bir hali vardı. Gecenin ilerlemiş saatine ve büyü dünyasının çeşitli gizemlerine rağmen korkusuzca mezarlığın demir kapısını aralamış ve yine korkusuzca -ki bu korkusuzluk sağ arka cebinde bulanan asasından da kaynaklanıyor olabilir- hatta cesur sayılabilecek bir eda ile sol adımını mezarlığın girişinden içeriye atmıştı. Diğer ayağını da yine aynı tavırla sol ayağının yanına atmış ve duruşunu biraz daha dikleştirmişti. Parmaklarının ucuyla tuttuğu, düzene zar zor sokabildiği hayatını berbat etmeyi başarabilmiş mektubu, kendinden oldukça uzak tutmaya çalışıyordu. Tiksintiyle nefesini dışarıya verirken, etrafta bir bekçi arıyor gibiydi. En nihayetinde aradığını bulamamış olacak ki yüzünde beliren sinsi ifade ile mezarlığın kuzeyine doğru yollanmış, sağ arka cebindeki asasını da sol parmakları arasından geçirerek kavramıştı.

Nemli toprak kokusu burnunu meşgul ederken, gözleri uçsuz gibi görünen mezarlığın içinde dolanıyordu. Kendisine kuytu bir yer arıyor, mektubu kimse görmeden, özellikle Lesse, yok etmek istiyordu. Adımları yavaşladığında ve gözleri mezarlığın girişinde dolanırken, aradığını bulmuş bir ifade ile ayakta dikiliyordu. Pek kimsenin uğramadığı bir mezara geldiğinde, sol elindeki asasını biraz daha kavrayarak dudaklarından fısıltı halinde çıkan büyülü sözleri hedeflediği alana ulaştırıyordu. Başı boş görünen mezarın içinde muazzam büyüklükte bir hendek açıldığını gördüğü zaman yüzüne yayılan gülümseme hiç de insancıl değildi. Mektubu daha sıkı kavrıyor ve adımlarını hendeğe doğru hızlandırıyordu. Hendeğin tam ortasına geldiğinde ise ikinci bir nişanla asasını elinde sabitledi. Sağ elinde sıkı sıkıya kavradığı mektubu son bir kere gözden geçirdiğinde ‘Beni yok sayamazsın, oğlum.’ cümlesi sinirini bozmaya yetmişti. Çenesi, nefretle kasılırken, elinden fırlatarak attığı mektup, bir tüy misali süzülerek yere indi. Sağ eline göre daha güçsüz olan sol elinde biraz daha kavradığı asasının titrediğini fark ettiğinde ise bir kere daha bu kadar zayıf olmasına karşı küfretti. Her ne şekilde olursa olsun bu mektup bu gece yok olmalıydı. Yok olmak zorundaydı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Stieg Huxley
Okul Müdürü
Okul Müdürü


Mesaj Sayısı : 11
Kayıt tarihi : 13/11/10
Soy : Safkan

MesajKonu: Geri: Beljean ~    C.tesi Kas. 20, 2010 12:39 am

Betimlemelerin, kelimelerin uyumu mükemmel bir anlatıma neden olmuş. Hiç sıkılmadan her bir cümleyi merakla takip ederek, okudum. Tebrik ediyorum.


•••••• [Efsane]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://legendofmagic.yetkin-forum.com
 
Beljean ~
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Legend Of Magic :: Başlangıç :: Rol Oyunu :: 
Seviye Alımı
-
Buraya geçin: