AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap



Legend Of Magic'e hoşgeldiniz! Sizleri aramızda görmekten çok memnunuz. Sitemiz bilindiği gibi bir rol oyunu sitesidir. Karakterinizi yaratmanızın ardından aramızda rol oyunu yapabilirsiniz. Sitemizin kurgusu ve sistemleri tarafımızca hazırlanmıştır. Her türlü sorununuzda bize ulaşmanız ve eğlenceli dakikalar geçirmeniz dileği ile.

LoM Yönetimi Sihirli Günler Diler.





















00 | 00 | 00 | 00





Paylaş | 
 

 Carme ||

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Carme Cardona
Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi Başkanı
Uluslararası Sihirsel İşbirliği Dairesi Başkanı
avatar

Mesaj Sayısı : 3
Kayıt tarihi : 24/11/10

MesajKonu: Carme ||   Çarş. Kas. 24, 2010 4:57 pm

Güneş batıyordu. Ona ulaşmak için birbirlerinin üzerlerine çıkan arsız ve azgın dalgalara sadece yansımasını bırakıyor ve böylece gölün kıyısına bir mürekkep gibi süzülerek taşınmayı başarabiliyordu. Güneş bile bencildi. Kendi gizeminden vazgeçmektense kendisine, hatta hiçbir şeye ait olmayan, tamamen yanıltıcı bir görüntüyle dalgaları ve dolaylı olarak da insanları kandırıyordu. Buna dalgalar, ağaçlar, hayvanlar ve hatta onu konaklayan gökyüzü bile kanabilirdi; fakat Joana bir oyunbozandı. Nerede bir hata, nerede bir düzenbazlık olsa bunun kokusunu çok uzaklardan alırdı. İnsanlara olan güvenini ise kılı kırk yararcasına kazanırdı ancak, ki böyle bir durumda güneşin evrene oynadığı oyunu ilk fark eden kişi kendisinden başka kimse olamazdı. Yüzünü yalayıp geçen rüzgâr, sevgilisini korumaya çalışan bir adamın cevabı olmuştu sanki. Esintiyle uçuşan ve birbirine karışan dalgalı saçlarını öylece savurdu rüzgâra karşı. Bana bir şey yapamazsın diyordu tavırları, bana kimse bir şey yapamaz. Bana kimse zarar veremez, bugüne kadar vermedi ve bugünden sonra da veremeyecek. Aralık ayını aşikâr eden havanın soğukluğu iliklerine işlemişken biraz daha sarıldı üzerindeki hırkaya. Gölün hemen kıyısında çimlerin üzerine oturmuş ve ayaklarını uzatmış durumdaydı. Ellerini toprağa sabitlemiş ve onlardan aldığı destekle arkasına hafifçe yaslanmıştı. Gölün büyüleyici güzelliğinden kamaşan gözlerini ara sıra kapatıyor ve esen rüzgârın sesine kulak veriyordu. Saatlerce bu halini koruyabilecek hevesteydi.

Bir anda tüm büyüyü bozan bir ses ulaştı kulaklarına. Annesinin duygudan yoksun ve pürüzsüz sesi. Gözlerini açmaya korktu, bu bir hayal ya da sanrı değildi. Bu, o hep kaçmak istediği anılarından yalnızca biriydi. Yaklaşık iki metre ilerisinde küçük bir kız gördü, bir eliyle bukleler halinde omuzlarından aşağı dökülen sarı saçlarını geriye doğru savururken diğer eliyle giydiği camgöbeği rengindeki kabarık elbisenin eteğini yerlere sürünüp kirlenmesin diye biraz yukarıda tutmayan çalışan altı yaşında bir çocuk. Halinden çok memnun görünmüyordu, hatta güldüğü zaman tüm insanları kıskandıran güzelliğe bürünen sureti olabildiğine ifadesizdi. Joana’nın az önce duyduğu ses yeniden tekrarladı kendisini ama bu sefer bunu duyan sadece Joana değildi. Küçük kız ve Joana, ikisi de aynı zamanlarda arkalarını döndüler ve ona baktılar. Sebeb-i felaketlerine. Bakışlar birbirine çakılı kaldı ve Joana, aynı kendisinde olduğu gibi içinde üç renk barındıran iki göze bakakaldı. İşte o anda bedeninin bir anda ayaklarından başlayarak yukarı doğru buharlaşıp yok olduğunu hissetti. Şimdi ise dünyaya o küçük kızın bedeninden bakıyor, onun düşündüklerini duyabiliyor, duygularını kalbinin en derinliklerinde hissediyordu. O küçük kız aslında Joana’ydı, sadece onun dokuz yıl önceki haliydi. Bakışlarını keskinleştiren annesinin yanına yaklaşmasını izledi, ondan kaçıp saklanılabilecek bir yer yoktu, nereye saklanırsa saklansın o bulup çıkarırdı yine. Moral bozukluğu ile kendini yere bıraktı, bu davranışına fazlasıyla kızılacağını bilmesine rağmen yaptı bunu. Elbisesi kirlenmişti, elleri kirlenmişti, ruhu kirlenmişti. Annesi yüzünden, yaptığı tek ve küçük bir hata bile ömür boyu sürecek vicdan azabını doğuruyordu onun için. Kişiliğinde bir leke, kalbinde bir yara, ruhunda ise bir çentik daha beliriyordu bu anlarında. “Doğru olanı yapıyorsun.” Annesinin kimseyi kale almıyorum bakışları yerini ilgili annenin destekleyiciliğine bırakmıştı. Güneşin bıraktığı sahte izlerin barizliği kadar yapmacıktı sesi ama. Rol yeteneği burada sınırlıydı kadının, iyi kalpli insan olmayı becermeyi bırak bunu istediğinden bile emin değildi. Joana küçük bedenine sıkışıp kalmış öfkeyi biraz daha kilit altında tutmayı tercih etti. İçinde kopan fırtınalara rağmen yüzündeki umursamazca kıvırdığı burnu büyük tezatlık oluşturuyordu.

“Doğru olduğunu umduğum şeyi yapıyorum.” Elbisesine bulaşan çamurun oluşturduğu desen ona, onun küçük aklına çok ilginç gelmişti. Elini biraz daha çamura batırıp minik parmaklarıyla elbisesinin eteklerine birbirinden alakasız ve aptalca şekiller çizdi, amacı bundan çok hoşlanıyor gibi görünüp annesini deli etmekti. Etmişti de. Sarışın kadın kollarını göğüs hizasında kavuşturmuş ve kaşlarını çatmış, sol ayağındaki ayakkabısının topuğunu hızla yere vuruyordu. Bu onun sinirli anlarında takınmaktan vazgeçmediği klişe tavırlarıydı. Joana onu yine kızdırmak için yeni kötü çocuk davranışları geliştiriyordu kafasında. Uğraştığı şeyi hemen bırakıp annesinin kızgın suratına baktı, sinirlendiği zaman çok komik oluyordu. Hemen yüzünü buruşturdu, gözlerini kıstı ve ona, onu suçlar gibi bakmaya başladı. Kadın neye uğradığını şaşırmış olsa da kendisinden taviz vermedi. “Ne demek istiyorsun?” Elinde olmadan kıkırdadı. Annesi aptal bir kadın değildi, ama verdiği zararları, yıktığı umutları anlamaya gelince iş, evet, bu konuda kesinlikle bir anlama geriliği vardı. Joana oynadığı oyundan sıkıldı ve son kez konuşmak için ayağa kalktı. Ellerindeki çamur kurumuş olduğundan onları birbirine sürterek az da olsa temizlenmeye çalıştı. Buruşmuş elbisesini de çekiştirdikten sonra annesinin yanına geçti. Sol elini kaldırıp onun koluna koydu ve son kez içinden geçenleri söyleme cesareti yakaladı. “Bana yanlışı öğretmedin ki doğruyu diğerlerinden ayırt edebileyim.” Ardından evine doğru yürümeye başladı ama onu durduran bir şey vardı. Artık görkemli malikânelerinin yanındaki geniş bahçede değildi.


Güneşe bakıyordu. Batmış olan güneşe. Dalgalar artık eskisi kadar hiddetli değildi, karanlık, sakinleştirmiş -ya da korkutmuş- olmalıydı onları. Karanlık, Güneş’in eski sevgilisiydi, o yüzden bu kadar peşinde dolanıyordu onun. Güneşse, karanlığın onu aramak için başka bir yerlere gidişinin ardından şu anki sevgilisiyle mutlu pozlar veriyordu kendisini izleyen gözlere. Onun bile ihtiyacı vardı ilgiye.
“Peki ya ben?” diye soru Joana, evrene. “Benim niye bu kadar ihtiyacım var ilgiye?” Bu soruya cevap veren de aniden bastıran yağmur oldu. Herkes kendi sorusuna cevap vermekten acizdi. Joana bile sorularını evrene yöneltecek kadar karıştırmıştı kafasını. Yağmurdan nefret ediyordu, çağrıştırdığı tek şey gök gürültüsüydü. Kız kardeşi gök gürültüsünden deli gibi korkuyordu, evlerinde geçirdikleri böyle yağmurlu bir gecede kardeşi korkusunun verdiği çılgınlıkla bacaklarını ve kollarını ölesiye sıkmaktan yara bere içinde bırakmıştı. Oturduğu çimlerin üzerinden hızlıca kalkarken en azından bu geceyi gök gürültüsü olmadan geçirmeyi diledi, aynı ana tekrar tanık olmak istemiyordu. Düşündü. Kardeşini düşündüğü kadar, kardeşi onu düşünüyor muydu acaba? Cevabı bu sefer kendisi verdi. Yağan yağmurun altında, hırkasına sıkıca sarılmış kulelere doğru yola çıkmışken yanında kimse yoktu.

Yalnız kalmıştı. Güneş battı, ay çıktı, yıldızlar çoğaldı.
Yapayalnızdı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Ruidoso de'Maréa
Müdür Yardımcısı & SYB Profesörü
Müdür Yardımcısı & SYB Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 153
Kayıt tarihi : 13/11/10

MesajKonu: Geri: Carme ||   Çarş. Kas. 24, 2010 7:37 pm

Seviyeniz Efsane


İyi rpler

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Carme ||
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Legend Of Magic :: Başlangıç :: Rol Oyunu :: 
Seviye Alımı
-
Buraya geçin: