AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap



Legend Of Magic'e hoşgeldiniz! Sizleri aramızda görmekten çok memnunuz. Sitemiz bilindiği gibi bir rol oyunu sitesidir. Karakterinizi yaratmanızın ardından aramızda rol oyunu yapabilirsiniz. Sitemizin kurgusu ve sistemleri tarafımızca hazırlanmıştır. Her türlü sorununuzda bize ulaşmanız ve eğlenceli dakikalar geçirmeniz dileği ile.

LoM Yönetimi Sihirli Günler Diler.





















00 | 00 | 00 | 00





Paylaş | 
 

 Feodora

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Feodora D'or
Sihir Tarihi Profesörü & Ravenclaw Bina Sorumlusu
avatar

Mesaj Sayısı : 18
Kayıt tarihi : 25/11/10
Yaş : 27
Soy : PB

MesajKonu: Feodora   Perş. Kas. 25, 2010 8:32 am



Lacivert gecenin kadife dokunuşlarıyla geçen bir sonbaharın en güzide tatlarıyla birlikte ilerliyordu, siyahlara bürünmüş ince yapılı bir siluet. Kimsesiz, yapayalnız bir insanoğlunun sahip olabileceği yegâne vicdan kırıntılarıyla dolu anıları birer, birer su yüzüne çıkarken, gri dumanların hükmettiği zihnine acınası görünüşü masum yüzüyle tezat oluşturmakla meşgul lakin istediği, arzuladığı hayatı elde edememiş, yanlışlarla büyümüş olmasına da isyan edercesine, gecenin bir yarısında sokaklara düşmüştü işte körpecik kız. Öylesine narin, ince bir yapısı vardı ki, sanki dokunsanız bin parçaya bölünecek gibiydi. Elbette ki bu sadece dışarıdan bakanların gördüğü bir kabuktan ibaretti. Ten, adı altına gizlenmiş her bir zerresi, aslında öylesine büyük bir gücü barındırıyordu ki bünyesinde... Anılar, insanı insan yapan en büyük olguyken, yaşanılan eski anların sakladığı gizem ise onları hiç kuşkusuz en büyük ödül haline dönüştürüyordu. Böylesine kıymetli bir bilgiye sahip olabilmek neredeyse imkânsızken, kendisine bahşedilmiş güç sayesinde bunu kolaylıkla başarabiliyordu. Lakin başarmanın verdiği haz, beraberinde birçok dayanılmaz duyguyu da getiriyordu. Örneğin, bir insanın bedenine hapsettiği anılara sızdığı her an, içinde büyük fırtınalar koparken, sadece zihnine söz geçirebilirken, vicdanı insanoğlunun en mahrem yerinde gezinmesinden dolayı ağrırken, işine odaklanması öylesine zordu ki. Oysa binlercesi bu yeteneği ararlarken bünyelerinde, vücutlarının en ulaşılmaz yerlerinde, başaran birkaç kişiden sadece birisi olmuştu. Özelliği ise sadece bundan ibaretti işte. Hayatı sadece bu yetenek sayesinde paha biçilemezdi. Özel olmak ilk defa böylesine bir hayatı mahvetmişti herhalde...

Loş bir ışıkla aydınlatılmış tek bir hücreden yayılan hayat belirtileri karanlığı adeta delip geçercesine gözbebeklerine baskı uyguluyordu. Köhne bir mahallenin, eski bir yapısından ibaretti işte yaşanacak olaylara seyirci olacak mekân. Kahverengiden bihaber tahtalar, paslanmış tırabzanlar, kirlenmişliğin en tatsız halini yakalamış olan pencereler ve çürümüş parkeler. İşte ihanetin asıl noktası; para, güç, hırs. Her biri birleştiği anda öylesine dayanılmaz bir duyguyu tetikliyordu ki insanoğlunun öz denilen bünyesinde, karşı gelinmez bir hal alıyordu sanki ulaşılmaz bir hayale eşlik ediyordu. Yıllarca hizmet veren bir ruh, bu duyguları tattığı an kendi kendisinin efendisi olabileceği düşüncesiyle mükemmel hatalar yapabiliyordu, aynen Maximiliam'ın yaptığı gibi. Lakin unuttuğu nokta ise yanlış kişilere olan ihanetiydi. Bu kadar kör olamazdı bir göz. Eninde sonunda gerçeğe ulaşıldığında, acıların en ulusunu yaşayacağını tahmin etmesi gerekirdi. Kısa sürecek hazlara boyun eğeceği yerde, geleceğini planlamayı bilmeliydi. Lakin Maximiliam da o zekâ ne gezerdi ki? Yaşanan olaylarda zaten bu tezi doğruluyordu ya. Çürük tahtalara basarak adım atarken hiçliğe, bir an olsun düşünceler beynini esir almaya karar vermişti. Ölüm, bir çözüm müydü gerçekten? Aslında evet. Kaybedecek hiçbir şeyi olmayan insanlardan alabileceğiniz en büyük intikam, hiç kuşkusuz rahat ettirmek uğruna her şeyi göze aldığı o tatlı canını almanız olacaktı. Ailesinin yargılarını sorgulayacak yaşta değildi artık. Küçük bir kız çocuğu edasında bakmamalıydı hayata, çünkü hayat ne tozpembeydi ne de bir elma şekeri tadında. Hayat, acınası bir karanlık buluttan başka bir şey değildi. Karanlığın üzerine çöken bir sis bulutundan ibaretti her şey. Grilikler ve siyahlıklarla dolu bir ömürdü sadece.

-Hoş geldiniz hanımefendi, acaba sizi buralara kadar sürükleyen neden nedir?

Adamın nazik sözlerine karşılık, şeytanca bakan gözleriyle oluşan tezada saniyeler boyunca bakakalmıştı. Nasıl olurdu da bir insan böylesine karanlığa teslim ederdi kendisini. Vücudunun her bir köşesinde yoğun karanlığı hissetmek öylesine kolaydı ki. Gözlerine baktığınız anda, kendisini şeytana teslim ettiğini anlamanız, sizi zeki bir varlığa dönüştürmezdi, çünkü o tatlı kahverengisini kaybetmiş gözlerinde kırmızının en yoğun halini yakalayabilirdiniz. Adam hafifçe eğilip, sağ eli ile salonu işaret eder etmez, ileriye doğru atılan zayıf bedeni, bir yandan ağlamaklı gözleri, bir yandan da biraz sonra yapacaklarına hazır olmanın gururuyla kaplanmıştı. Bunu kullanmak istemiyordu, yeteneklerini bir yana bırakmak sadece ve sadece normal olmak, yaşıtlarıyla aptalca esprilere gülmek, erkeklerin gözdesi olmak ya da çalışkan bir öğrencilik geçirmek. İşte ruhunun en ulaşılmaz köşesinden süregelen arzuları, bunlardan birisine teslim etmek istiyordu kendisini. Yetenekleri yüzünden garip bakışların ilgi odağı olmaktan yeterince sıkılmıştı. Artık ellerinden kurtulamayacağı bir işe bulaşmış olsa da en büyük emelini elbet bir gün gerçekleştirecek ve zayıf ruhu bir gün huzura erecekti, tabi burası da bir muamma oluşturuyordu ya her neyse.

-Söyle bana Maximilliam, duyduklarımın yalan olduklarını söyle! Aileme ihanet etmediğini, daima bize onurundan ödün vermeden hizmet ettiğini söyle! Yoksa saniyeler içerisinde yok oluşunun gözlerimin önünde sergilenmesini durdurma konusunda bende sana ihanet ederim…

-Hanımefendi, lütfen bunun böyle olmadığını sizde çok ama çok iyi biliyorsunuz. Yıllardır babanız sayesinde ayakta dururken onu arkasından bıçaklamak gibi bir hainliği yapmadığımı bilmenizi isterim. Lütfen hanımefendi inanın bana...

-Ah, çok kolay Maximilliam, çok kolay, senin gibi bir hainin mahremine girmek öylesine kolay ki. Yanlışını öğrendiğim an, ruhunun son direnişlerini izlemek, ailemin bedenine adaletin sağladığı huzuru öylesine bir aşılayacak ki, kırmızı pullar vücudunun her bir yanını öpmeye başladıklarında, ben de o huzurun bir parçasını kendi bedenime taşıyacağım inan bana.

Teni yılların verdiği hezimet karşısında eğilmiş yaşlı bir adamın zihnine ulaşması öylesine kolay olmuştu ki, beklediğinden bile daha zayıf dirence sahip olan adamın hainliği saniyeler içerisinde gözlerinin önünde adeta tekrar yaşanırcasına belirmişti. Işıklar etrafta yayılırken, vücuduna salınan korku ve isteksizlik nedeniyle acı içinde kıvranan bedenini hiçe saymıştı. En büyük sırlarını deşifre etmiş bu adam, artık yaşamayı hak etmiyordu. Evet, vücudunun en hayati noktasında yaşamak için atan yeterince iyi bir kalbi vardı lakin böyle bir ihanete de asla karşı koyamazdı. Ne de olsa böylesine bir yeteneği kendisine kazandırmakta çekinmeyen babasının en büyük düşmanına teslim olmasını isteyemezdi. Hem onun hizmetine girmiş bir hainin yaptıklarına göz yummak, en az o hain kadar küçülmesine neden olmaz mıydı? Anılar silikleşmeye başladığı an, avuçları arasında kavradığı asası sanki yerinde durmak istemezcesine tüm hücrelerinde terler oluştururken, birkaç söz sayesinde küçük bir ışık dalgası havada süzülmeye başlamıştı. Artık ayakları önünde diz çökmüş adam için ruhundan son kez bir dua geçirdikten sonra, içeriye adımlarını atan insanların tenlerine yayılan sıcaklığı duyabiliyordu. İhanete uğramış insanların kin ve nefret dolu duyguları adeta taşmışçasına bütün odaya yayılmıştı. Gözlerini karanlığa teslim etmeden evvel maviliklerine takılan son sahne, yeşil bir ışık huzmasi ve öncesinde söylenen pişmanlık dolu vaatlerden başka bir şey değildi. Vücudunu kaplayan karanlığa inat direnmeye çalışsa da zayıf bedenine, zihni tüm yaşananları unutmak istercesine bulanıklaşmaya, gri bir sis bulutunun ardına gizlenmeye heves etmişti bile. Bu ölümde en az yanında bulunan vücutlar kadar suçluydu, cani olmak hiç bu kadar yakın olmamıştı herhalde benliğine...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Ruidoso de'Maréa
Müdür Yardımcısı & SYB Profesörü
Müdür Yardımcısı & SYB Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 153
Kayıt tarihi : 13/11/10

MesajKonu: Geri: Feodora   Perş. Kas. 25, 2010 2:44 pm

Seviyeniz Efsane

İyi Eğlenceler

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Feodora
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Legend Of Magic :: Başlangıç :: Rol Oyunu :: 
Seviye Alımı
-
Buraya geçin: